Tirilye

Masallar nasıl başlar bilirsiniz. “Bir varmış, sonra bir bakmışsın yok olmuş !” Tirilye tam da böyle bir yer. Bir zamanlar parlayan bir yıldızken şimdilerde insanların unuttuğu, kaderiyle baş başa kalmış sönmüş bir yıldız gibi…

Nedir bu Tirilye’nin hikayesi diye soracak olursanız, öncelikle adının nerden geldiğiyle başlayalım isterseniz. Konuyla ilgili rivayetler çeşitli…

Trilye Çarşısı

Bunlardan birisi der ki; İznik Konsülünde Başpiskoposla anlaşmazlığa düştüğü için aforoz edilen 3 papaz Aya Yorgi, Aya Satri ve Aya Yani İznik’ten kaçıp buraya gelip yerleşirler. Tri (üç) İlya (Papaz), yani üç papazdan dolayı adı Tirilye olmuştur.

Diğer rivayete göre; kasabada bir zamanlar bolca barbun balığı avlanırmış.Triglia olarak bilinen kırmızı barbun balığından dolayı kasaba Tirilye olarak anılmış.

Sonuncusuna göre de, korsanlar tarafından rahatsız edilen üç köyün bir araya gelerek yaşamasından dolayı burası Tirilye olarak anılmış.

Yeni bir yeri keşfetmenin en iyi yöntemlerinden biri orayı yaşayanlardan dinlemektir herhalde. Tam da bu nedenle sessiz, sakin ve de sit alanı olması nedeniyle bozulmadan kalmış Tirilye’ yi doğma büyüme Tirilyeli Hasan Özata’nın eşliğinde keşfetmeye, geçmişin tozlu sayfalarını bir parça aralamaya çalışalım.

Hasan Bey’in babaannesi Tirilyeli dedesi ise mübadele ile Dedeağaç’tan gelen bir muhacir. 99 yaşında vefat eden babaannesi kasabanın mübadele öncesi dönemlerini torununa şöyle anlatırmış;” Oğlum, biz buralarda 6 bin nüfusun üstünde yaşarken 40 hanesi Müslümandık gerisi Rumdu. O zamanlar burası çok hareketli bir kasaba idi adeta bir ticaret merkezi gibiydi.”

Kasabanın önünden geçen bir hava akımı varmış ki Dünyada sayılıymış. Özelliği ne derseniz astım hastaları bu bölgede yaşarlarsa daha rahat nefes alırlarmış. Kasaba genel olarak Poyraz’a açık. Doğal klima gibi hep bir esinti var. Hasan Bey’in söylediğine göre yaz akşamları gün battıktan sonra çay bahçesinde hırka almadan oturulan günler sayılıymış.

Peki ne var bu küçücük kasabada derseniz? Şimdilerde bakımsızlığa terk edilmiş bu sakin, şirin ve küçük kasabada 7 Kilise, Taş Mektep, Manastır, Osmanlı eseri bir hamam, 18. yy sonundan kalan bir postane var. Bir de İznik Konsülünden aforoz olan 3 Papazın Aya Yorgi, Aya Satri ve Aya Yani kiliseleri var ki onlar biraz kasabanın dışında, bahçelik alan içinde.

Tirilye özellikle Taş Mektep ile tanınıyor. Bu okul Tirilye’ de doğan Yunanistan’ da eğitim gördükten sonra Tirilye’ ye dönen Chirisostomos tarafından 1904-1909 yıllarında tamamlanmış. İlk kurulduğundaki amaç Papaz yetiştirmekmiş dolayısıyla Ruhban Okulu olarak açılmış ve bir süre bu yönde eğitimler vermiş. Kurtuluş Savaşı sonrası Rumların Türkiye’yi terk etmesi üzerine Kazım Karabekir’in girişimiyle öksüz ve yetim çocukların eğitim gördüğü bir yer olmuş. Cumhuriyet döneminde de okula çevrilmiş. Tüm kasaba halkı 1988’e kadar bu okulda okumuşlar. Rum lider Makarios da bu okulun mezunlarından. Burada okuyup doktor, mühendis, öğretmen olarak vatana yararı dokunan pek çok insan var. Ama bunlardan özellikle biri var ki kendisini saygıyla anıyoruz.

Tirilye’de doğup, Taş Mektep’te okuyan sonrasında da NASA’ya girerek uzaya gönderilen ilk roket projesinde imzası olan Sn. İsmail Akbay. 2003 yılında Amerika’daki evinde çıkan bir yangında karısını kurtardıktan sonra köpeğini kurtarmaya çalışırken dumandan boğularak vefat etmiş.

Trilye Taş MektepTrilye Taş Mektep

Ana cadde üzerindeki Tirilye Kültür Merkezi, 9. yy’ dan kalan restore edilmiş bir kilise. Yine aynı şekilde kasabadaki Fatih Camii 8. yy’ dan kalma bir kilise aslında. Gördüğü restorasyonlar ve minare ilavesinden sonra yapı şu an cami olarak varlığını sürdürüyor. Kasabada bu kadar eski yapılar bile korunuyorken 1909 yılında inşa edilen Taş Mektep neden çürümeye terk ediliyor anlamak kolay değil. Yapının şu anki metruk hali içler acısı. Ne oldu da böyle oldu sorusunu ise kasabalılar ; ”1988 yılında devletin resmi görevlileri geldi. Bize bu eski binada ders yapmak artık tehlikeli hale geldiğinden burada eğitim verilmeyecek dendi.” Ve okul kaderine terk edildi diye cevaplıyorlar. Taban döşemeleri, cam pervazları, kapıları ağaç olan bir yapının eskimesinden daha doğal bir şey yok. Peki bunun çözümü kapatmak mıdır?” Cevap basit aslında. Ne diyelim, umarım bu güzel okul restore edilerek, yeniden güzel insanların yetiştiği, içinde hayaletlerin değil de çocukların neşe içinde koştuğu bir eğitim yuvası olur. Tıpkı eskiden olduğu gibi.

Taş Mektep’in hemen yanında Perili Ev olarak anılan bir ev var. Neden böyle anıldığını ise evin sahibi şöyle anlatıyor. “Bu evi alırken Perili Ev olduğunu bile bile aldım. Hikayesinin nereden geldiğine gelince, birinci hikayeye göre, buraya öğretmen bir karı koca gelir. Bu çift hiç bir neden yokken bir hafta sonra bu evde dramatik bir şekilde ölü olarak bulunurlar. Hiç bir mantıklı açıklama bulunamadığından bu işi Perilerin yaptığına inanılır.

İkinci hikayeye göre yine burada yaşayan bir genç karı koca vardır. Kadın genç ve güzel, erkek yakışıklı. Ama erkeğin alkol ile ilgili problemleri var ve maalesef çok içiyor. Kocasının bu probleminden çok sıkılan kadın bir hata yaparak erkek arkadaş ediniyor. Kocası olmadığı zamanlarda bu arkadaşı ile evinde görüşüyor ve yanlışlıkla kocası geldiğinde ise hemen saklıyormuş. Kocası sızana kadar bekledikten sonra arka kapıdan gizlice çıkarıyormuş. Arkadaşı kapıdan çıkarken kocası gürültüyü duyarsa kadın hemen “Aman bey sus, biliyorsun bu ev perili” deyip konuyu kapatıyormuş.” Perili ev hikayeleri bitmez.

Trilye Perili EvTrilye Perili Ev

Taş Mektebin biraz yukarısında, duvarlarının içinden dut ağaçları çıkan yapı da İncili’i yazan 4 havariden biri olan Yuhanna adına yapılan bir kilise. Tirilye’de günümüzde hemen her kilisenin bir sahibi var, tıpkı bu kilisede olduğu gibi. Sahiplerinin o günkü ruh hallerine göre bazen ziyaret edilebiliyorken bazen de bu mümkün olmuyor. Hangi din adına olursa olsun ibadet etmek amacıyla yapılan bu yapılar zaman içerisinde maalesef amaçlarının dışında da kullanılmış. Bu sadece bize özgü bir davranış değil, aynı şekilde yurtdışında cami olarak kullanılan yapılar zamanla çok farklı amaçlar için kullanılmış. Bütün dinlerin emrettiği güzel insan olmayı başarabildiğimizde, birbirimize ve inançlarımıza da saygılı olmayı öğrenebiliriz umarım. Kültürel zenginliğimizin kaynağı, kültürel çeşitliliğimiz aslında.

Trilye Yuhanna Kilisesi

Mübadeleden önceki zamanlarda Tirilye’de Kaptan Philip diye bilinen bir Rum varmış. Kaptan burada üretilen zeytinyağını ve zeytini gemisine koyar Tirilye’den Marsilya’ya kadar satmaya gidermiş. Dönüşte de gemisine Marsilya kiremiti yükleyip geri dönermiş. Sonra da kiremitlerin satışını yaparmış.” Eski evlerin çatılarında gördüğümüz güzel kiremitler muhtemelen o zamanlardan kalma. Kaptan Philip’in evi hala ayakta fakat evin şimdiki sahibi varlıklı olmasına rağmen maalesef evin bakımı konusunda ilk sahibi kadar özenli değil.

Daha önce bahsedilen 18.yy sonundan kalan şirin postane binası da iki katlı beyaz yapı. Rumlar mübadeleden sonra gidince Türkler de binayı bir süre daha Postane olarak kullanmış. Ünlü Komedyen Ateş Böceği Ercan’ın babası burada yıllarca posta müdürlüğü yapmış. Binanın üst katını da lojmanı olarak kullanmış. Babasının işi dolayısıyla Ateş Böceği Ercan’da Tirilye’de büyümüş.

Trilye Postane Binası

Eski Pazar Caddesi olarak bilinen bu cadde aslında kasabanın ana caddesi. Ana cadde olarak kulanılan ise üzeri beton ile kapatılmış bir dere yatağı ve hala altından dere akıyor. Eski Pazar Caddesinden devam ettiğimizde bir çeşme ile karşılaşıyoruz. Restorasyon görmüş ama musluklarından sular akmıyor. Kasabanın yerlileri okula giderken bu çeşmeden su içtikleri günleri hatırlıyor. Bu çeşme Rum bir ailenin genç yaşta ölen kızları için yaptırdığı bir hayrat aslında. Mermer tablolarda ortada tasvir edilen ölen genç kız, çevresindekiler de ona dua eden ailesi.

Trilye ÇeşmeTrilye Çeşme

Çeşme yolundan sahile doğru devam ederken Hasan Bey kaderine terk edilmiş kepenkli bir Rum evinin önünde durarak bir anısını paylaştı. “ Ben küçük bir çocukken bu evde yaşlı bir hanım otururdu. İnanın öyle titizdi ki elimden bir kağıt düşürmeye korkardım. Duvardan bir sıva mı düşecek, bir boya mı sıyrılacak evin hanımı ertesi gün hemen yaptırırdı. O kadar düşkündü evine. Ama derler ya ölmeye gör. Ölürsen eve emeği geçmeyen çocuklar kıymetini bilemez, böyle üzerinde perdeleriyle çürümeye terk eder. İnanın o hanım evinin bu halini görse samimi söylüyorum şoka girer ve ölü olarak kalmayı  tercih eder.”

Trilye SokaklarıTrilye

Dutluk Sokak olarak bilinen sokakta kırmızı tuğladan sadece duvarları kalmış bir yıkıntı var. Dutluk olarak anılmasından da anlaşılacağı üzere şimdilerde virane olan bu yapı bir zamanlar kasabadaki ipek böcekçiliğinin kalbi. Aslında yapının üst katları da varmış fakat üst katlar bakımsızlıktan dökülmeye başlayınca kasabanın yöneticisi tehlikeyi önleme adına yıkmayı tercih etmiş! Zamanında zeytine ek olarak ipek böcekçiliğide kasabanın önemli gelir kaynaklarından biriymiş. Sabahın alacakaranlığında at arabalarına konan ipekler Bursa Koza Han’a satılmak üzere götürülürmüş. Akşam dönüşte de kazanılan paralarla, çocukların pastadan bile daha çok sevdiği beyaz francala ekmekler alınırmış.

TrilyeTrilye

Şimdilerde Belediye binasının olduğu yerde bir zamanlar kilise varmış ki kasabadaki en büyük çan bu kilisedeymiş. Çan mutlu günlerinde hızlı, hüzünlü günlerinde ise yavaş çalarmış.”

Fatih camii adıyla bugün müslümanlara hizmet eden yapı ise aslında Bizans haçı şeklinde 8.yy yapılan bir kilise. Mübadeleden sonra minare ilave edilerek camiye çevrilmiş.

Trilye Fatih Camii

Trilye Fatih Camii

Caminin hemen bitişiğinde ise Osmanlı eseri bir hamam yer alıyor. Bu hamam bizim kültürümüzün ve temizliğimizin bir göstergesi. Bizler hamamlarda bol köpükler içerisinde misler gibi yıkanırken aynı dönemlerde Avrupalılar camlardan atılan tuvalet atıkları kafalarına gelmesin diye şemsiyeyi, sokaktaki pisliklere basmamak için topuklu ayakkabıyı, yıkanmadıkları için kokan terlerini bastırmak içinse parfümü icat etmişler. Şimdilerde onlar Mars’ta koloni kurmak için kafa patlatırken, bizler de toplu konut projeleri için uğraşıyoruz.Nereden nereye?

Trilye Fatih Camii

Şimdilerde trafonun olduğu yerde ise çocuklara isim koyarken kullandıkları bir vaftiz kilisesi varmış.

Trilye

Tirilye’ den bahsedipte Canan Tan’ın “Yüreğim Seni Çok Sevdi” kitabında bile adı geçen Çamlı Kahve’yi anlatmamak olmaz. Eskilerin anlattıklarına göre Çamlı Kahve olarak bilinen yerde çamların altında bir Rum kahvesi varmış. Bu kahvenin ilerisi de bağlık bahçelikmiş. Rum hanımlar gündüz tarlaya çalışmaya giden eşlerini akşam üstü burada beklerlermiş. Bütün gün tarlada çalışıp yorulan eşleriyle neşe içinde hoş sohbet edip, birer yorgunluk kahvesi içerek günün yorgunluğunu atmaya çalışırlarmış.

Tirilye bir noktada zeytin demek aslında. Zamanında Osmanlı Saraylarına bile Tirilyeden zeytin gidermiş. Nedir özelliği derseniz; küçük çekirdek, ince kabuk, yüksek yağ oranı. Lezzetinin kaynağı da buymuş. Bu zeytinlerden çıkan yağlar insanlara iyi anlatılamamış. Hatta bırakın anlatmayı zeytin yağının itibarını halkın gözünde düşürmek için, Marshall yardımları zamanında bir türkü uydurmuşlar ve bu türküyü de insanlara söyleterek bir nevi beyin yıkama yapmışlar ki margarini Türkiye pazarına sokabilsinler. “ Zeytinyağlı yiyemem aman, basmada fistan giyemem aman”

Bu şirin kasabada zeytin dışında haziran ayında bol bol karadut, ağustos sonundan eylül sonuna kadar da nefis kara incir yeme fırsatı var. Balıklarından bahsetmiyorum bile. Yalnız altını çizmeden geçemeyeceğim ki, yaşam alanlarımız ile ilgili estetik bir bakış açımızın artık gelişmesi gerekiyor. Atalarımızın da dediği gibi “Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur!”

Trilye Çarşısı

Follow: