Roma

The Eternal City (Ölümsüz Şehir) Roma, adaşı Nova Roma olarak anılan Constantinopolis gibi yedi tepe üzerine kurulmuştur

Meşhur kuruluş efsanesine göre, Savaş Tanrısı Mars ile Rhea’nın ikiz çocukları Romulus ve Remus bir sandık içinde Tiber Nehrine bırakılırlar. Nehrin taşan suları alçaldığında sandık tam da Roma’nın kurulduğu yer olan Palatino Tepesi eteklerinde kıyıya vurur. Önce bir dişi kurtca beslenen ikizler sonrasında onları bulan çoban tarafından büyütülürler…

Roma, M.Ö. 21 Nisan 753’de Romulus ve Remus tarafından, tam da kıyıya vurdukları yer olan Palatino Tepesinde kurulur. Romulus, tepenin çevresine şehir surlarını inşaa eder fakat Remus yaptığı duvarı alçak bularak kardeşiyle alay eder. Öfkesine yenik düşen Romulus, Remus’u öldürür, şehrin başına geçer ve şehre adını verir…

Efsane bu ya Romulus, günün birinde şiddetli bir fırtınada yok olur. Romalılar onun Tanrıya dönüşerek gökyüzüne yükseldiğine inanırlar.

Romulus’un kurduğu Roma, zaman içerisinde Roma Krallığı, Roma Cumhuriyeti, Roma İmparatorluğu günümüzde de İtalya’nın başkentliğine ev sahipliği yapar ve inanışa göre sonsuza dek var olacaktır.

ROMA VE HAZİNELERİ

II. VITTORIO EMMANUEL ANITI

Yapıldığı beyaz mermer nedeniyle düğün pastası olarak anılan II. Vittorio Emmanuel Anıtı doğrusu bu ünvanın hakkını veriyor. Birleşmiş İtalya’nın ilk kralı Vittorio Emmanuel adına yapılan anıt binasının bir tarafında  Capitolino Tepesi, diğer tarafında da Roma Forumu yer alıyor.

Roma-II. Vittorio Emmanuel Anıtı

ROMA FORUMU

Roma Forumu binlerce yıl öncesinin ticaret, siyaset ve hukuk merkezi. O dönemlerden kalan devlet dairelerini, tapınakları görmek ve Antik Roma’da gündelik hayatın işleyişi ile ilgili fikir edinmek açısından ziyaret edilebilecek yerlerden biri.

Rome

COLOSSEUM

Günümüzde modern stadyumlara ilham kaynağı olan Colosseum’un yapımına Vespasyan’ın emri ile MS.72 yılında başlanır ve oğlu Titus döneminde 80 yılında tamamlanır.  100 gün ve 100 gece süren açılış oyunlarında binlerce  hayvan ve yüzlerce insanın kurban edildiği söylenir. Bir iddiaya göre Titus, kendisinden sonra bir daha böyle ihtişamlı bir yapı yapmasın diye yapının mimarını vahşi hayvanlara yem olarak atar.

Roma-Colosseum

4 katlı yapısı ve yaklaşık 50 – 55 bin kişilik bir kapasitesi ile Colosseum dünyanın en büyük amfitiyatrosu. Dünyanın en eski amfitiyatrosu ise Pompei’de. Mühendislik harikası bu yapı 80 adet kapısı sayesinde kalabalığı beş dakika içinde boşaltabilecek şekilde tasarlanmış. Altta imparator ve soylular mermerden yapılma koltuklarında gösterileri izlerken, üst kısımlardaki taş oturma düzeni halk için planlanmış. Arena, mahzen ve podyum bölümlerinden oluşan yapı, eğlence adı altında vahşetin her türlüsünün halka sunulduğu bir yerdi. Kimi zaman hayvanlarla kölelerin dövüşüne, kimi zaman da Gladyatörlerin kendi aralarında dövüşlerine ev sahipliği yapardı.

Gladyatörler, savaşta esir düşen askerlerden oluşan kölelerdi. Bu askerleri satın alan gladyatör okulu sahipleri onlara ileri dövüş teknikleri ve anatomi dersleri vererek dövüşlere hazırlarlardı. Sonrasında da çeşitli şehirleri dolaşıp, günler öncesinden gladyatörler ve onların dövüşlerini anlatan ilanlar ile gösteri biletlerini satarak büyük paralar kazanırlardı. Bu gösteriler ile halk günlük sıkıntılarından uzaklaşıp, deşarj olurken, gençler de savaşa özendirilirdi.

Colosseum’un duvarlarındaki delikler yapının Hristiyanlığın kabulü sonrası lanetlenerek yağmalanmasından kalan izlerdir. Pagan döneminde duvarları süsleyen pirinç ve bronz eserler sökülerek Vatikan’ın yapımında kullanılır. Eski bir kehanete göre; Colosseum ayakta kaldığı müddetçe Roma da varolacak, yıkıldığında Roma’da yıkılacak, Roma yıkıldığında ise dünya yok olacaktır.

Colosseum’un yakınında yer alan zafer takı İmparator  1. Constantin ‘in Maxentus’a karşı kazandığı zaferin anısına dikilmiş.

İSPANYOL MERDİVENLERİ

Roma’nın en turistik noktalarından bir diğeri de İspanyol Merdivenleri olarak bildiğimiz Piazza di Spagna. 138 basamaktan oluşan bu merdivenler yukarıda yer alan Fransız kilisesi Trinita dei Monti’yi Piazza di Spagna’ya bağlamak için yapılmışlar.  Yakınındaki İspanyol Elçiliğinden dolayı bu isimle anılan merdivenlerin çevresi Roma’nın en pahalı alışveriş yerlerinden biri. Bir zamanlar sanatçılara model olmak isteyen gençlerin doldurduğu bu merdivenler, şimdilerde biraz soluklanıp şehrin havasını solumak isteyen turist kalabalıklarını ağırlıyor.

Roma-Piazza di Spagna

AŞK ÇEŞMESİ-FONTANA DI TREVI

Roma’nın tersten okunuşu Amor, yani aşk. Şimdiki durağımız ise Roma’nın aşk şehri olarak anılmasında büyük katkısı olan ünlü Aşk Çeşmesi  Fontana di Trevi. Trevi üç yolun kesiştiği yer anlamına geldiğinden aslında üçyol çeşmesi olarak çevirilebilir. Çeşmenin azameti ve  su sesi çevredeki kalabalığı ve yaydığı gürültüyü bir anda yok ediyor ya da belki Neptün’e ve çeşmeye hipnotize olduğunuzdan hiçbir şey sizi rahatsız etmiyor.

Çeşmenin ortasında yer alan deniz tanrısı Neptün’e sağında ve solunda denizlerin ulağı olan yarı insan yarı balık iki triton eşlik ediyor. Anlatılanlara göre aşk çeşmesi olarak anılması da bu tritonların felsefik olarak yorumundan kaynaklanıyor. Sakin ve uysal atı  yöneten yaşlı, sakallı olan triton akılcı ve felsefi aşkın, asi ve hırçın atı yöneten genç ve güzel triton ise bedensel ve vahşi aşkın sembolü olarak yorumlanıyor. Yanlarda ise bereket ve sağlık tanrıçaları betimlenmiş. 1762 yılında Nicola Salvi tarafından tamamlanan çeşme Bernini okulundan gelen sanatçılarca dekore edilmiş.

Şimdi gelelim o meşhur ritüele. Roma’ya tekrar gelmek istiyorsanız, cebinizde şıngırdayıp duran bozuklukların bir miktarını hibe etmenizin vakti geldi demektir. Dileğimizi tutup bozuk paramızı sağ elimizle sol omuzumuzun üzerinden çeşmeye atıyoruz. Bu arada atılan paraya göre dilekler çeşitleniyor. Şöyle ki 1 adet atılan para tekrar Roma’ya gelmenizi, 2 adet atılan para aşkı Roma’da bulmanızı, 3 adet atılan para ise aşık olduğunuz kişi ile evlenmenizin garantisi oluyor. Bu arada Çeşmede biriken dilek paraları Kızılhaç’a bağışlanıyor ve bir günlük tutarı ise yaklaşık 3,000 Euro.

Roma-Fontana di Trevi

PANTEON

“Tüm Tanrıların Tapınağı” Panteon’un, O zamanlar bilinen beş gezegene (Jupiter, Mars, Merkür, Satürn, Venüs) adandığı söylenir. MÖ.27 yılında Marcus Agrippa tarafından Pagan tanrılar için yaptırılan ilk tapınak yanınca MS. 125 yılında İmparator Hadrian tapınağı yeniden yaptırır. Panteon’un girişinde Latince  “Marcus Agrippa, Lucius’un oğlu, üç kez konsül olan kişi yapmıştır”  yazar.

Roma-Panteon

Panteon’u eşsiz kılan en önemli özelliği ise, kendisinden sonra Dünyanın farklı yerlerinde yapılan kutsal yapılara ilham kaynağı olan 43 metre çapındaki beton kubbesi. İstanbul’da Ayasofya, Floransa’da Doumo, Londra’daki St. Paul Katedralinin kubbelerinde hep Pantheon örnek alınır. O günün teknolojisiyle, betondan bu kadar geniş çaplı bir kubbenin nasıl yapılabildiği ise hala bir soru işaretidir. Pantheon kubbesindeki açıklık ile aydınlanır ve yağmurlu havalarda bile hava sirkülasyonu sayesinde tek bir damla bile yağmur almadığı söylenir fakat bu doğru değildir. İçeri giren yağmur suları eşsiz tasarımı sayesinde birikmeden akar.

Roma-Panteon

Panteon’un esas kullanım amacı bilinmemekle beraber, günümüze kadar oldukça korunmuş bir halde gelmiştir. Yapıldığı tarihten bugüne aktif olarak kullanılan yapı 7. yüzyıldan bu yana kilise olarak hizmet vermektedir. Hristiyanlığın resmi din olmasıyla beraber içindeki Paganizme ait figürler sökülmüştür. Günümüzde Vittorio Emanuele II ve Rafaell’in anıt mezarlarına ev sahipliği yapmaktadır.

PIAZZA NAVONA

Oval şekli , müzisyenleri, ressamları, karikatüristleri ve sokak panayırları ile Roma’nın en güzel meydanlarından biri hiç şüphesiz Piazza Navona. Meydanın bir ucunda Yunus ile boğuşan Neptün’ü sembolize eden La Fontana del Moro diğer ucunda ahtapot ile boğuşan Neptün’ü sembolize eden Fontana del Nettuno çeşmeleri yer alır.

DÖRT NEHİR ÇEŞMESİ

Meydanın ortasında ise barındırdığı gizemlerle yine bir Bernini eseri olan muhteşem Dört Nehir Çeşmesi Fontana dei Quattro Fiumi yer alır. Elinde kürekle tasvir edilen heykel Ganj Nehri’nin ulaşılabilirliğini, yüzünü gizleyen heykel o zamanlar Nil’in kaynağının bilinmezliğini, Papalık arması tutan heykel Tuna’nın Roma’ya yakınlığını ve üzerine uzanan altınlar ile Amerika’daki Rio de la Plata’nın sunacağı zenginlikler anlatılmaya çalışılmış.

Roma-Piazza Novana

Roma-Fontana dei Quattro FiumiRoma-Fontana dei Quattro Fiumi

SU PERİSİ ÇEŞMESİ

Turist kalabalıklarından biraz uzaklaşıp, soluklanabilmek ve arada kalan güzellikleri keşfetmek için bilinen rotanın biraz dışına çıkmak, harita ile sokaklarda bol bol yürümek gerekiyor. Piazza della Repubblica’da, Basilica di Santi Maria degli Agneli’ninin hemen önündeki Su Perisi Çeşmesi ( The Fontain of  the Naiads) bu gizli güzelliklerden biri. Çeşmedeki dört peri kızının her biri kendi bulunduğu çevreyi temsil eden hayvanlarla tasvir edilmişler. Kuğu tutan “Göllerin Peri Kızını”, canavarın üzerinde uzanan “Irmakların Peri Kızını”, ata binen “ Okyanusların Peri Kızını”, gizemli bir canavarın üzerinde uzanan da “ Yer altı Sularının Peri kızını” anlatıyor. Çeşme tasarımından dolayı ilk başlarda çok tartışma yaratmış ve kabul edilmesi zaman almış.

Roma-The Fontain of the Naiads

Roma-The Fontain of the NaiadsRoma-The Fontain of the Naiads

MUSA ÇEŞMESİ
Hemen biraz ilerisinde köşede tüm haşmetiyle Fontana dell’Acqua Felice – Musa Çeşmesi yer alıyor.

Roma-Fontana dell’Acqua Felice

DÖRT ÇEŞME

Geç Rönesans döneminin etkileyici örneklerinden biri olan Dört Çeşme (Quattro Fontane)ise iki yolun Via delle Quattro Fontane ve  Via del Quirinale kesiştiği yerlerdeki binaların bir parçası gibi tasarlanmış. Dört ayrı binaya birbirine bakan fakat bir o kadar da birbirini umursamıyormuşçasına duran Tiber Nehri, Arno Nehri, Tanrıça Diana ve  Tanrıça Juno,  tasvir edilmiş. Meşe ağacı önünde, yanında dişi kurt olan erkek figür Tiber Nehri’ni, dişi Kurt Roma’yı; sazlıkların önünde uzanan erkek figürü Arno Nehri’ni, uzanan kadın figürlerden biri iffetin sembolü Tanrıça Diana’yı, diğer kadın figürü ise dayanıklılığın sembolü Tanrıça Juno’yu temsil ettiği düşünülüyor.

Roma-Quattro FontaneRoma-Quattro Fontane

Roma-Quattro Fontane  Roma-Quattro Fontane

TRITON ÇEŞMESİ

Barberini ailesinin Bernini’ye tasarlattığı Piazza Barberini’deki Triton Çeşmesi ile sanatçı , denizler hakimi Poseidon’un oğlu, belden aşağısı balık, üstü insan şeklinde olan Triton’u anlatmış. Dört yunus balığı tarafından taşınan büyük bir istiridye kabuğuna oturan Triton, iki eliyle tuttuğu deniz kabuğu boruyu üflemektedir. Yunuslarla Triton  arasına konmuş arılar ise  papalığı simgeliyor.

Roma-Piazza Barberini-Triton Çeşmesi

Roma için bir meydanlar ve çeşmeler şehri diyebiliriz. Bu güzel meydanları ve çeşmeleri  yoğun olarak Bernini ve onun ekolünden gelen öğrencilerinin eserleri süslemekte. Heykeltraş, ressam ve mimar olarak anılan Bernini yeteneği sayesinde kilisenin himayesine girer. Bir anlamda  döneminin devlet sanatçısıdır. Bu konumundan dolayı da Roma ve Vatikan şehirlerindeki eserlerin büyük çoğunluğunda imzası vardır.

VATİKAN

Vatican-San Pietro

Katolik Mezhebinin yönetim merkezi olan Vatikan, İtalya’dan bağımsız bir devlet olarak Roma’da yer alıyor. Nüfus ve yüzölçümü olarak bakıldığında dünyanın en küçük ülkesi olan Vatikan’ın devlet başkanı Katoliklerin ruhani lideri olan Papa. Vatikan ile Roma’yı sadece yüksek duvarlar ayırıyor.  Bernini’ nin eseri olan San Pietro Meydanı, yarım ay şeklinde dizilmiş 284 sütun ve tepelerinde yer alan 140 aziz heykeli ile gelenleri adeta kucaklıyor. Meydanın tam ortasında ise İskenderiye’den getirilen ve 4.000 yaşında olduğu tahmin edilen bir dikilitaş yer alıyor. Uzun bir sıradan sonra ulaşılabilen San Pietro Bazilikasının girişinde ise İsviçreli Muhafızlar ziyaretçileri karşılıyor.

Vatican-Swiss Guard

Sadakatleri, disiplinleri ve savaş yetenekleri nedeniyle yaklaşık 100 kişilik bir grup 15. yy’dan beri Papa’yı koruma görevini sürdürüyorlar. Turuncu, lacivert renklerin ağırlıklı olduğu  üniformalar İsviçreli Muhafızları korkutucu olmaktan çok maalesef sevimli yapıyor.

Roma-San Pietro

SAN PIETRO BAZİLİKASI

San Pietro Bazilikasının içi tam bir görsel şölen. Tam ortada kubbenin altında Bernini tarafından yapılan bronz bir altar yer almakta. Dönemin Papa’sı tarafından  Pagan figürler içerdiği gerekçesi ile Panthoen’un alınlığındaki bronz kabartmalar eritilerek bu altara dönüştürülmüş.Baldacchino (Papalık Altarı), bazilikaya adını veren St. Peter’in mermer taban altındaki mezarının üzerinde yükseliyor. St. Peter, Hz.İsa’nın 12 havarisinden biri ve Hristiyanlığın ilk Papa’sı. Bu nedenledir ki hristiyanlığın en büyük kilisesi San Pietro Kilisesi de kendisine ithaf edilmiş. St. Peter da tıpkı Hz. İsa gibi 29 Haziran 67’de Roma’da çarmıha gerilerek öldülür. Hayatının bir bölümünü geçirdiği Hatay’da da kayaya oyularak yapılmış bir St.Peter Kilisesi vardır. Hatay’daki bu kiliseyi ayrıcalıklı kılan ise kayaya oyulmuş ilk kilise olduğunun varsayılması ve Hristiyanların Hac noktalarından biri olmasından kaynaklanmaktadır. Her yıl 29 Haziranda Dünya’nın çeşitli yerlerinden gelen Hristiyanların ve Vatikan temsilcilerinin katılımıyla burada bir tören düzenlenmektedir.

Roma-San Pietro

Yine bazilika içerisinde, Papa tarafından 25 yılda bir açılan “Cenettin Kapısı” yer alıyor. Hz. İsa’nın ölmeden önce son akşam yemeği’nde St. Peter’a cennetin anahtarını verdiğine inanılır.Cennetin kapısını açmaya yarayan bu sembolik anahtar bir Papadan diğerine geleneksel olarak devrediliyor. Bu nedenle Aziz Peter ve Papa heykellerinin ellerinde anahtar bulunur.

Michelangelo Pieta

Uğradığı bir saldırı nedeniyle günümüzde cam bir fanus içerisinde korunan Michelangelo’nun Pieta heykeli Bazilikanın önemli yapıtlarından biri. Heykel kucağında ölü İsa’yı tutan Meryem Ana’yı tasvir eder. Eser esasen Fransız Piskopos Jean Bilheres tarafından 1498’de yılında  San Pietro’daki mezarı için sipariş edilmiştir. Pieta, Michelangelo’nun imzasını attığı tek eserdir. Sanatçının imzası, Meryem’in kıyafetini bir arada tutan kuşağın üstündedir.

Bernini’nin Papayı gerçek, adalet, merhamet ve basiret figürlerinin arasında tasvir ettiği  çalışması olan Papa Alexander anıtı; katedralin diğer etkileyici eserlerinden. Elinde kum saati tutan iskelet zamanı sembolize ediyor.

Çıkışta bu muhteşem zenginliğin ve ihtişamın yüzyıllar boyu insanları nasıl kendine hayran bıraktığı daha net anlaşılıyor.

Vatikan ve Roma’yı kuşbakışı izleyerek Bazilika turunu sona erdirmek için Michelangelo tarafından tasarlanan 117 metrelik kubbenin tepesine tırmanmak gerekiyor. Bunun için alternatiflerden biri 496 basamak  çıkmak ya da asansör kullanmak. Sonuç, şehir bütün görkemiyle ayaklarınızın altında!

SISTINE CHAPEL

Vatikan’da ayrıca içerisinde Raphael, Michelangelo, Leonardo da Vinci gibi pek çok sanatçının baş yapıtlarının görülebileceği Vatikan Müzeleri ile meşhur Sistine Chapel yer almakta. Sistine Chapel  önemli kilise ayinlerinin gerçekleştiği ve yeni papa seçimi için kardinallerin toplandıkları kilise.

Anlatılanlara göre, o dönem Michelangelo’nun rakipleri olan Raphael ve Bramante, Michelangelo’ya Sistine Kilisesinin işini verdirmeye çalışırlar. Böylelikle, kendini ressamdan çok bir heykeltıraş olarak kabul eden Michelangelo, bu işi kabul etmeyecek ve Papanın gözünden düşecektir.

Nitekim 1505 yılında Papa II. Julius tarafından kendisine, Vatikan’ın yanındaki Sistine Şapeli’nin tavan resimlerinin yapılması işi verilir ve Michalengelo da görevi kabul eder. Yaklaşık 4 yıl içerisinde, 520 metrekarelik bir alanı fresklerle doldurarak çalışmasını tamamlar. Michelangelo resimleri çizip boyamayı iskele üzerinde ayakta durarak başını yukarı çevirerek ve kollarını uzatarak gerçekleştirir.  Kutsal Kitap’tan çeşitli sahneler Hz. Adem’den Hz. Nuh’a; Yasanın Hz. Musa’ya verilmesi ve İsa’nın doğumundan son Yargı’ya kadar olmak üzere 3 bölümde, 9 değişik pano ile betimlenmiştir. Bu fresklerden en bilinenleri  “Adem’in Yaradılışı” ve “Son Yargı” freskleridir.

Sistine Chapel

Tanrı’nın ilk insan Adem’e hayat verişini anlatan “Adem’in Yaradılışı” freskinde, Michelangelo’nun kendi yüzünü Tanrı’nın yüzü olarak, çizdiği düşünülüyor. Tanrı’nın sağ kolu, hayat ışığını vermek için Adem’in parmağına doğru uzanıyor. Tanrı ve Adem’in ellerini içeren detay freskin en önemli kısmı. Sol kolunun altında ise henüz yaratılmamış olan Havva’yı temsil ettiği düşünülen bir kadın resmedilmiş. Kadından uzanan yeşil kurdela ise kadından ortaya çıkan beşerî hayatı temsil ediyor. Tanrı’nın sol ve sağ omuzlarının arkasındaki iki figür Hıristiyan inancındaki Tanrı’nın üçlü niteliğini, yani teslisi betimliyor. Her iki yüz de Baba’nın yüzüyle aynı hizada. Kadının hemen arkasında sağ tarafta yer alan figür, Kutsal Ruh’u sembolize ediyor. İsa’nın tanrısal doğası sol tarafta omzun arkasında dururken, isa’nın beşerî doğası sağ tarafta, Tanrı’nın eli omuzuna dayanmış olarak görülebilir.  Adem’in yüzünü yaratılıştan çevirmesi, yaşayacağı acıyı temsil ediyor.

Bir başka yoruma göre; freskteki Tanrının betimlendiği oval kısım aslında insan beynini temsil ediyor ve bu oval ile Michalengelo;  Tanrı kavramını insanın kendi beyninde ürettiğini söylemeye çalışıyor. Kim bilir?

Michelangelo Last Judgment

Son Yargı freskinde ise ; Hz. İsa ile Bakire Meryem’in dünyanın sonuna nezaret etmeleri anlatılıyor. Çevrelerinde azizler, piskoposlar ve çoğu kurban oluşlarının sembollerini taşıyan kurbanlardan oluşan bir grup tasvir edilmiş. Kurtulanlar göğe yükselirken, lanetliler boynuzlu şeytanlar tarafından cehenneme sürükleniyor. Bu freskte dikkat çeken nokta ise Michalengelo’nun kadın vücudunu tasvir ediş şekli. Belki de ömrü boyunca hiç kadın vücudu görmediğinden kadınları erkekler gibi kaslı betimlemiştir.

CASTEL SANT ANGELO

Vatikan sınırları içerisinde yer alan Castel Sant’Angelo’ya(Melekler Kalesi) yine aynı adı taşıyan Ponte Sant’Angelo’dan geçilerek ulaşılıyor.

Roma-Castel Sant’Angelo

Tiber Nehri’nin en güzel köprülerinden biri olan Melekler Köprüsünü süsleyen 10 adet heykel Bernini ve öğrencilerinin eseri. Papa Clement IX, Bernini’ye Hz.İsa ile ilişkili 10 obje kullanılarak 10 melek heykeli yapması görevini verir. Bernini sadece 2 tanesini yapar ve bu heykeller Sant’Andrea delle Fratte kilisesine yerleştirilir. Köprüye bu iki heykelin kopyaları ve Bernini’nin ekolünden gelen öğrencilerinin yaptığı toplamda 10 heykel 5’er 5er karşılıklı olarak  gelenleri selamlarcasına dizilir.

Roma- Ponte Sant’Angelo

Melekler Kalesi esasen İmparator Hadrian tarafından kendisi ve ailesinin anıt mezarı olmak üzere yaptırılır. Hadrian ve ailesinin külleri planlandığı gibi kalede, hazine adı verilen gizli odada saklanıyor. Kalenin tepesindeki dikkat çekici  bronz Mikail heykeli’nin hikayesi ise ilginç. Söylenenlere göre kalenin tepesine konarak kılıcını kınına koyan baş melek Mikail bu şekilde tasvir edilerek  vebaya karşı verilen savaşın bittiğini müjdeler. Önceleri “Mausoleum of Hadrian” olarak anılan yapı vebanın sona ermesinden sonra “Castel San’t Angelo” olarak anılmaya başlar. Küçük bir not Engizisyon kedileri de şeytan olarak görüp öldürttüğünden, ticaret gemileriyle Çin’den veba taşıyan fareler Avrupa’ya geldiğinde fareleri avlayıp, öldürecek kedi yoktur. Kara ölüm veba Avrupa’da hızla yayılarak kitlesel ölümlere neden olur.

Zaman içerisinde kimi zaman kale ve kimi zaman da hapishane olarak kullanılan yapı bir tünelle Vatikan’a bağlandığı için, Vatikan tarafından da bir süre kullanılır. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın yaklaşık 5 yıl esir tutulduğu yer olması nedeniyle Melekler Kalesi bizim tarihimiz açısından da önemli.

İtalyan dostlarımızı kızdırmak istemeyiz ama anlatılan bir fıkrayı da paylaşmamak olmaz. “Tanrı İtalya’yı yaratıp geri çekilip şöyle bir eserini inceler. Gerçekten çok güzel olmuştur. Diğerlerine haksızlık olmasın diye İtalyanları yaratır.”

Şaka bir yana, İtalyanların sahip oldukları değerleri korumak için  gösterdikleri özen gerçek bir takdiri hak ediyor. Tarihin, sanatın ihtişamı ve ölümsüzlüğü karşısında etkilenmemek imkansız. Bu etki gece ışıklandırmalarla tam bir peri masalına dönüşüyor. Yalnızca tarihi, sanat eserleriyle değil İtalyan yaşam tarzı ve nefis yemekleriyle de dünyanın her yerinden insanları kendine çeken ölümsüz bir şehir burası.

Romalılar’ın da dedikleri gibi tüm yollar bir şekilde Roma’ya çıkıyor.

Follow: