BİRLEŞİK KRALLIK (UK)

İskoçya

Royal Mileİskoçya dendiğinde ilk aklınıza gelenler Scotch Whisky, ekoseler ve İskoçların ne kadar cimri olduklarını anlatan fıkralar ise İskoçya’nın bundan çok daha fazlası olduğunu belirterek başlamakta fayda var. İskoçya; muhteşem manzaraları, çalkantılı tarihi, efsaneleri, müziği ve daha pek çok nevi şahsına münhasır özelliği ile keşfedilmeyi bekleyen bir hazine sandığı gibi…

Kökenleri Keltler, Romalılar ve Vikinglere dayanan İskoçlar esasen İrlanda’nın Galce konuşan bir kolu. Galce deyince; görünürde aynı dili konuşan iki ülke olsalar da aslında kısmen anlaşabiliyorlar. İrlanda Galcesi ile İskoç Galcesi birbirinden farklı. Daha da ilginci, İngilizce ile de en ufak bir benzerliği yok.

Tabiat Ana İskoçya’ya oldukça cömert davranmış ama insanlarda neye sahip olduklarının bilinciyle onu en iyi şekilde korumuşlar. Highlandler, Hebridler, Isle of Mull, Isle of Skye, Isle of Staffa ve Fingal Mağarası İskoçya’yı ziyaret edenlerin özellikle görmek için geldiği yerlerden sadece bazıları.

Dünya çapında pek çok golf tutkunu parkur çeşitliliği ve ünü nedeniyle her yıl golfün doğduğu bu topraklara geliyor. İskoçya’da ilk ne zaman golf oynanmaya başlandı tam olarak bilinmiyor ama 500 yıldır golf sporuna ev sahipliği yapan St Andrews Golf’ün anavatanı kabul ediliyor. İddiaya göre bu küçük toplarla atış talimi yapan keskin nişancı asi Highlanderların güvenlik için tehdit oluşturduğu düşünüldüğünden golf İskoçya’da bir ara yasaklanmış.

İskoç kraliyet yönetiminde meydana gelen karmaşa sonucu, kontrolün İngiliz I.Edward’ın ele geçtiği 1290 yılından itibaren İskoçlar bazen aleni, bazen de gizlice yüzyıllar boyunca bağımsızlık savaşı verirler. En nihayetinde 1707 yılında yoğun İskoç muhalefetine rağmen imzalanan Birleşme Yasası sonucu İngiltere ile birleşirler.

Scottish ParliamentBirleşme sonrası, İngiltere Parlementosu’ nda etkin varlık gösteremeyen İskoçlar, Kuzey Denizi’nde petrol bulunana kadar sıkıntılı zamanlar yaşarlar. Petrolün keşfiyle önce ekonomi toparlanır daha sonra da İskoç ruhu yeniden canlanır ve nihayetinde 1999 yılında İskoç Parlamentosu yeniden açılır. Her ne kadar vergi gelirlerinin toplanması ve denetlenmesi İngiltere’nin kontrolünde olsa da günümüzde İskoç Parlamentosu eğitim, tarım, çevre gibi konularda kendi bağımsız karalarını alıyor.

İskoçlar sadece viski ve gayda ile değil bilimsel ve edebi alanda yaptıkları çalışmalar ile de dünya kültürüne önemli katkılar sağlamışlar. Buhar makinesini icat ederek Sanayi Devrimi’nin fitilini ateşleyen James Watt, telefonun mucidi Alexander Graham Bell, Harry Potter’ın yazarı J.K Rowling, Sherlock Holmes’ün yazarı Arthur Conan Doyle meşhur İskoçlardan sadece bir kaçı.

İskoçya’nın zaman içerisinde yaptığı ilerlemeyi gösteren belki de en güzel örnek, bir zamanlar cadı oldukları gerekçesiyle kadınları yakan ya da idam eden İskoçya’nın bugün bir kadın tarafından yönetiliyor olması…

EDINBURGH

OLD TOWN

İskoç Aydınlanma çağı filozoflarınca “Kuzeyin Atinası” olarak anılan Edinburgh, özenle koruduğu Orta Çağ dokusu ile Avrupa’nın herhalde en estetik şehirlerinden biri. Tarihle olan sıkı bağı onu geçmişte kalan sıkıcı bir şehir yapmamış, tam tersine modern, kültürle harmanlanmış, eğlenceli ve dinamik bir şehir Edinburgh ya da İskoçların deyimiyle Edinbra. Böylesine bir şehrin Unesco Dünya Kültür Mirası Listesi’nde olması da sanırım sürpriz değil.

Edinburgh Castle

Kurulduğu sönmüş volkanın üzerinde eşsiz bir mücevher gibi parlayan Edinburgh Kalesi bütün asaleti ve kasveti ile yüzyıllardır sakladığı tüm sırları paylaşmak istercesine şehre yeni gelenleri hızla kendine çekiyor.

Kalenin üzerinde bulunduğu volkanik kaya Castle Rock olarak anılıyor ve demir çağından beri üzerinde yaşamın olduğu biliniyor. İlk bilinen kale 11. yüzyılda inşa edilmiş. Yapı önceleri kraliyet ailesinin ikametgahı olarak kullanılsa da zaman içerisinde işlevi değişerek askeri kışlaya dönüşmüş.

Kalenin girişindeki Esplanade olarak anılan büyük alan; bir zamanlar idamların gerçekleştiği, cadıların yakıldığı bir yer olsa da sonraları geçit törenleri için kullanılmış. Günümüzde ise her yıl ağustos ayında kutlanan Edinburgh Festivalinde meşhur Military Tattoo (İskoç Askeri Bandosu) gösterileri için diğer zamanlarda da otopark olarak kullanılıyor.

Edinburgh Castle

Günümüzde müze olarak hizmet veren kale; kışlalar, hapishane ve merasim odalarından oluşan bir yapılar topluluğu. İskoçlar kaleye girenleri “Nemo me impune lacessit” yani “Cezasız kalacağını sanarak bana saldırma” anlamında bir yazı ile daha girişte uyarmayı ihmal etmemiş.

Kalenin en eski yapılarından biri 1587 yıllında vatana ihanet suçundan idam edilen İskoç kraliçesi Mary Stuart adına yaptırılan St. Margaret Şapeli. Yapı oğlu I.David tarafından yaptırılmış.

Kalede İskoçya tarihi ile ilgili pek çok detay yanında İskoç Tacı ile Asası, İskoç Kılıcı ve “Stone of Destiny” görülebilir. Kader Taşı olarak bilinen “Stone of Destiny” İskoç Ulusal kimliğinin önemli sembollerinden biri olarak kabul ediliyor. Üzerinde kralların taç giydiği bu taş 1296 yılında bulunduğu yerden alınarak İngiltere’ye götürülür. Ta ki 1996 yılında İskoçya’ya iade edilene kadar Westminster Manastırı’nda tutulur.

Kale demişken meşhur One O’Clock Gun’dan bahsetmek gerek. Bir zamanlar limandaki gemilere saati bildirmek için her gün saat 13:00 ateşlenen top, günümüzde de geleneği devam ettirerek her gün aynı saatte sembolik olarak ateşleniyor.

ROYAL MILE

Edinburgh’da diğer Avrupa şehirleri gibi eski ve yeni şehir olarak ikiye ayrılıyor. Eski şehir, tahmin edileceği üzere Edinburgh Kalesi çevresinde kurulmuş.

Eski şehrin en önemli caddesi Royal Mile, adından da anlaşılacağı üzere Kraliyet Yolu. Tepede Edinburgh Kalesiyle başlayıp, en sonda Hollyroodhouse olarak anılan kraliyet sarayı arasındaki yaklaşık 2 km’lik Arnavut kaldırımlarıyla döşeli bu yol, kafeler, renkli mağazalar, sokak sanatçıları ve gayda çalanlarla rengarenk.

Royal MileRoyal MileRoyal MileRoyal MileRoyal MileRoyal MileRoyal MileStreets of Edinburgh

Royal Mile, aşağı doğru inerken Castlehill, Lawnmarket, High Street, Canongate ve Abbey Strand olarak beş farklı isim alıyor.

Kale’nin çıkışındaki “Tartan Weaving Mill Exhibition” da hediyelik eşyalar, kiltler, ekoseli kıyafetler yanında, meşhur ekoselerinin nasıl dokunduğunu da görebilirsiniz. Daha da ileri gidip kendi aile tartanınızı oluşturabilirsiniz. Aynı zamanda Highland Klan üyeleri gibi giyinip eğlenceli fotoğraflar da çektirebilirsiniz.

Tartan Weaving Mill’in biraz aşağısında yer alan Camera Obscura birçok ilginç optik alet ve ışık ilüzyonları yanında 98 basamakla tırmanılan karanlık odada, beyaz perdeye yansıtılan şehrin en güzel panaromik manzaralarını izleyebilirsiniz. 1835 kurulan yapının terasında saat 13:00’te olabilirseniz, kaleden ateşlenen topu da görebilirsiniz.

Camera Obscura’nın tam karşısında yer alan, Scotch Whisky Experience ’da ise bir viski fıçısının içinde viskinin nasıl üretildiğini öğrenmenin yanısıra İskoçya’da yer alan 4 ana viski üretim bölgesinin( Islay, Speyside, Lowland, Highland ) viskilerini deneme şansı da buluyorsunuz.

The Scotch Whisky Experience Camera Obscura

Edinburgh Kalesi’nin bulunduğu yamacın bir tarafı Grassmarket diğer tarafı da Princes Street olarak adlandırılıyor. Princess St.yeni şehrin en işlek caddesi ve alışveriş merkezi. Kale ile Princes St.arasında da İskoç Ulusal Müzesi (National Gallery of Scotland) bulunuyor.

Royal Mile üzerinden Victoria St.’i kullanarak Grassmarket’e inerseniz renkli vitrinlerle dolu ve bir çok tasarım dükkanını da görme şansınız olur.

Victoria Street

Edinburgh’un yıllar önce nasıl göründüğünü merak ediyorsanız orijinal haliyle korunmuş ve ziyarete açık birkaç evi bugün de ziyaret etmek mümkün. Bunlardan biri Lawnmarket’teki Gladstone’s Land. Eski bir kumaş tüccarının evi.

Gladstones LandGladstones LandGladstones Land

Deacon BrodieJames Court yolu üzerindeki Brodie’s Close’daki duvar resmi, bize geçmişteki ilginç bir olayı hatırlatmaya çalışıyor. Bu bölgede yaşayan ve çift kişilikli hayat süren Diyakoz Brodie gündüzleri memurluk ve marangozluk yaparken, geceleri de hırsızlık yaparmış. Günün birinde yakalanıp tutuklandığında yaptıklarından dolayı idam edilmesine karar verilmiş. Brodi gömleğinin altına çelik bir yakalık giyerek ölümden kurtulmayı planlamış fakat kaderin acı bir cilvesi olarak kendi yaptığı darağacında hayatı son bulmuş. Onun bu çift kişilikli hayatı da İskoç yazar R.L. Stevenson’a Dr.Jeykıll ve Mr. Hyde’ı yazdırmış.

 

 

Royal Mile üzerinde close olarak anılan ve Royal Mile’a bağlanan pek çok darA Close off the Royal Mile sokak dikkatinizi çekecektir. Bu Close’lardan en meşhuru City Chambers (Kent Merkezi)’nin altında kalan Mary King’s Close. Mary zamanında önemli bir kadın tüccarmış. Edinburgh nüfusunun artmasıyla kalabalıklaşan, sağlıksız koşullar nedeniyle salgın hastalıkların yoğun olduğu bu geçidin yakınındaki küçük evler ve ahırlarda bir odada 15-20 kişi bir arada yaşıyormuş. Tuvalet ihtiyaçlarını da geceleri odanın bir köşesine koydukları kova ile gideriyorlarmış. Sabahları bu kovalar meşhur closelara boşaltılırmış. Bu kadar pislik sonucu birçok salgın hastalık, özellikle de veba pek çok insanın ölümüne neden olmuş. Şimdilerde geceleri close denilen bu dar geçitlerde ve zindanlarda turistik interaktif korku turları düzenleniyor. Doğrusu mimarisi, korkunç hikayeleri ve sisli puslu havası ile korku turizmine gayet uygun bir atmosfer.

GREYFRIARS BOBBY

IV.George köprüsüne saptığınızda turist kalabalıklarıyla çevrelenmiş meşhur Greyfriars Bobby heykeli dikkatinizi çekecektir. Skye Teriyer cinsi bu köpek iki yaşından 1872 yılında öldüğü 16 yaşında kadar tam 14 yıl boyunca ölen sahibi polis memuru John Gray’i, mezarı başında beklemesiyle biliniyor. Bobby’ nin bu davranışı, Edinburg halkı tarafından karşılıksız sevgi ve mutlak sadakatin simgesi kabul edilerek şehrin simgesi haline gelmiş. Ölümünün ertesi yılında Barones Angela Burdett-Coutts Bobby’nin anısını yaşatmak için bir heykel ve çeşme yaptırır. Günümüzde turistler şans için bu heykelin burnuna dokunup, yanında fotoğraf çektiriyorlar. Fakat heykelin burnu sürekli dokunmaktan dolayı aşınmış durumda. Restore edilmesine rağmen aşınma hala devam ediyor. Bu durum ile baş edemeyen yetkililer turistleri heykelin burnuna nazikçe dokunmalarını konusunda uyarıyor.

Greyfriars BobbyGreyfriars Bobby

ST. GILES’ CATHEDRAL

Royal Mile’a geri döndüğünüzde meşhur St.Giles’ Cathedral tüm ihtişamıyla gelenleri karşılıyor. İkonik yapının meşhur kulesi İskoç tacının bir kopyası olarak 1495 yılında inşa edilmiş. 854 yılından beri bu alanda kilise olduğu biliniyor. İç dekorasyonda kullanılan rengarenk vitraylar 1883 yılından kalma.

St Giles CathedralSt Giles CathedralSt Giles Cathedral

İskoçya’nın İngilere ile birleşmesi sonrası yoğun Katolik muhalefetine rağmen, mezhep olarak Presbiteryenlik resmiyet kazanır. Protestanlığın bir mezhebi olan Presbiteryenler, Papalık ve Katolik Kilisesi’nin otoritesini kabul etmeyerek, cemaat tarafından seçilen İhtiyar Meclisince yönetilirler.

St Giles CathedralSt Giles CathedralSt Giles Cathedral

Katedralin içindeki Thistle Chapel 1911 yılında İskoçya’nın en eski şövalye tarikatı Thistle tarafından yaptırılmış. İskoç meşesinden süslemeli bir şekilde oyulan chapel şövalyelere ait 16 koltuk ve kraliçe locası ile dikkat çekici.

St Giles Cathedral Thistle ChapelSt Giles Cathedral Thistle ChapelSt Giles Cathedral Thistle Chapel

St. Giles Katedrali’nin önünde Modern iktisadın kurucusu ve görünmez el teorisinin sahibi İskoçyalı Adam Smith Royal Mile’den geçenlere hala elini uzatmaya devam ediyor. Adam Smith ‘in teorisi, bireyler fayda, üreticiler de kar peşinde koşarsa yani herkes kendi çıkarı için en olanı yaparsa ekonomi de devlete gerek kalmaz şeklinde özetlenebilir.

St Giles Cathedral

Aslında Katolik bir rahip olan John Knox İskoçya’da ilk Prestiberyen Kilisesi’ni kuran kişi. İskoç Reformu’nun lideri ve İskoç tarihinin önemli kişilerden biri olan John Knox’ın St.Giles’ Katedralinin arka tarafındaki mezarlığa gömüldüğü düşünülüyor. High Street’te bulunan ve korunarak günümüze kadar ulaşan evi, kentin ziyarete açık en eski evlerinden biri.

John Knox House

Royal Mile’ın High Street bölümünde yüzyıllar boyunca toplanmış çocuk oyuncakları sergisi ile Museum of Childhood ile Canongate Toolboth’taki sosyal tarih müzesi People’s Story, kraliyet sarayı Holyroodhouse’a ulaşmadan ziyaret edilebilecek diğer yerler.

Canongate Tolbooth

Edinburgh Kalesi ile başlayan meşhur Kraliyet yolu Palace of Holyrood ile sona eriyor. Sarayın tam karşısında ise 2004 yılında hizmete açılan Scottish Parliment Building yer alıyor.

Holyroodhouse

Saraya girmeden sağa doğru devam edildiğinde yeşillikler içindeki Holyrood Park’a ulaşılabilir. Yine Holyrood Park içinde biraz tırmanmayı göze alırsanız Arthur’s Seat denilen şehri yukardan gören 250 metre yüksekliğindeki volkanik tepeye yürüyüş yapabilir. Kimisi adını efsanevi Kral Arthur’dan aldığını iddia ederken kimisi eski İskoç dilinde söylenen ve “yüksek yer” anlamına gelen ya da “okların yüksekliği” manasına gelen sözlerden türeyip Arthur’a çevrildiğini iddia ediyor.

Buralara kadar gelmişken değişik neler yiyebiliriz diye sorarsanız cevap tabi ki meşhur Haggis. İskoç kültüründe Haggis’in önemi büyük fakat sakatat sevmeyenler için sıkıntılı bir yemek olabilir. Çünkü Haggis hayvanın yürek, böbrek ve akciğerleri gibi normalde az yenen pek çok yerinin baharatlı bir karışımla kavrulması ve işkembe içinde pişirilmesi ile yapılıyor. Deneyenler oldukça lezzetli olduğu konusunda hem fikir. Eğer çok aç değilseniz sconelar ve porselen çay takımları eşliğinde 4 çayı keyfi yapabilir, bol tereyağlı meşhur İskoç Bisküvisi Short Bread’i deneyebilirsiniz.

Daha fazla fotoğraf için lütfen tıklayınız

NEW TOWN

Royal Mile ekseninde genişleyen Eski Şehir zamanla kalabalık ve sağlıksız bir hal alınca, Princess Street çevresindeki Yeni Şehir şekillenmiş. Princess Street ve civarı günümüzde Edinburgh’unun alışveriş merkezi ve en işlek caddesi.

North Bridge ile Princes Street’in kesiştiği noktada bulunan Balmoral Hotel gerek konumu gerek mimarisiyle New Town’ın en etkileyici yapılarından biri.

The Balmoral Hotel

Princess Street’in hemen paralelinde yer alan Princess Street Garden ise yeşillikler ve çiçekler içinde soluklanmak için güzel bir alternatif. Park, Nor’ Loch denilen bir gölün kurutulması ile daha doğrusu, şehrin kanalizasyonunun akıtıldığı mikrop yuvası bir bataklığın kurutulması ile oluşturulmuş. Ama ilginçlikler bununla bitmiyor. Edinburgh bir zamanlar cadı avlarıyla meşhurmuş. Cadı olduğundan şüphelenilen kişiler bu bataklığa atılır, kurtulmayı başarırlarsa cadı olduğu kesinleşip idam edilirmiş. Kurtulamaz ölürlerse de yazık oldu zavallıya masummuş denir geçilip gidilirmiş. Görünüşe göre zor durumları anlatmak için kullandığımız o meşhur “iki ucu …. ” ile başlayan deyimi İskoçlardan ithal etmişiz.

Princes Street GardenPrinces Street Garden

SCOTT MONUMENT

Princess Street Garden’ın diğer ucunda dikkat çeken Gotik yapı ünlü İskoç yazar Sir Walter Scott’ın ölümünden sonra İskoç kültürüne yaptığı katkılardan dolayı onun adına inşa edilmiş. Projeyi seçmek için açılan yarışmayı 1840 yılında kazanan Kemp 1844 yılında, anıtın inşaatı henüz devam ederken bir toplantı dönüşü yoğun sis nedeniyle kanala düşüp boğulunca, projeyi tamamlama işi üvey kardeşi Bonnar’a kalmış. Sir Walter Scott’un köpeğiyle birlikte betimlendiği heykelinin de anıta eklenmesiyle çalışmalar 1846 yılında tamamlanmış. Anıt yapıldığı zamanlar kimileri tarafından beğenilmezken, kimilerince de oldukça övgüler almış. Dünyada bir yazara adanmış en büyük anıt olma özelliğini günümüzde de hala koruyor.

The Scott Monument

CALTON HILL

Edinburgh’a şöyle tepeden bakıp hayaller kurulacak en güzel yerlerden biri de Calton Hill. Bu tepe tarih içinde zaman zaman kutlamalara, festivallere ev sahipliği yaptığı gibi zaman zaman da idamların gerçekleştiği yer olmuş. 1724 yılında şehir meclisi tepeyi satın alarak halka açık bir parka dönüştürmüş.

Dugald Steward MonumentDugald Steward MonumentNelson Monument

Tepe üzerinde Kent Gözlem Evi, Trafalgar savaşının kahramanı Amiral Nelson adına yaptırılan Nelson Anıtı (Nelson Monument), Napolyon savaşları sırasında ölen İskoç askerlerine ithaf edilen ve ödenek yetersizliğinden 1829 yılından beri yarım bir şekilde kalan İskoçya Milli Anıtı (National Monument of Scotland), Dugald Stewart anıtı dikkat çeken yapılar.

National Monument from Nelson MonumentCity Observatory from Nelson MonumentArthurs Seat from Nelson MonumentHolyroodhouse from Nelson Monument

Kentin en güzel manzarası 143 basamakla tırmanılan Nelson Anıtından izleniyor, tabi rüzgara karşı direnmeyi başarabilirseniz. Anıtın tepesine 1852 yılında bir zaman küresi eklenmiş. Amacı denizdeki gemilere her gün saat 13:00’da zamanı bildiren yanıp sönen sinyaller göndermekmiş. O zamanlar açık denizlerde seyredenler için, bulundukları boylamın hesaplanabilmesinde kesin olarak zamanı bilmenin önemi büyükmüş. İskoçya’da sisin yoğun olduğu zamanlar çok olduğundan denizden bu sinyalleri görmek her zaman mümkün olmayınca 1861 yılında zaman küresine birde ses uyarısı eklenmeye karar verilmiş. Bunun için Edinburgh Kalesinden Nelson Anıtı’na çelik tel çekilerek kaledeki top her gün 13:00’da ateşlendiğinde Zaman Küresinin de aynı zamanda çalması sağlanmış. Bugün kaleden sembolik olarak ateşlenen saat 13:00 topu ile Nelson Anıtının gongu Edinburgh gündelik hayatının ayrılmaz bir parçası.

Calton Hill konumu ve manzarasıyla tarih boyunca pek çok artiste ve yazara ilham kaynağı olmuş. Jules Verne’de Dünya Kültür Mirası Listesindeki bu tepenin meşhur ziyaretçilerinden biri.

Daha fazla fotoğraf için lütfen tıklayınız

HIGHLANDS

Highland’ler olarak anılan İskoçya’nın kuzeyi; dağlar, göller, ırmaklar ve eşsiz manzaralarla kaplı, viski damıtılıp hayvancılık ve balıkçılık yapılan dağlık bölge.

Highlands

Bu dağlık bölgelerin oluşmasında yeryüzü jeoloji hareketlerinin katkısı büyük. Bir zamanlar Kuzey Amerika’nın bir parçası olan İskoçya, yerkabuğu şekillenirken Kuzey Amerika’dan koparak okyanusta bir süre sürüklendikten sonra büyük bir çarpışmayla Britanya ile birleşmiş. Tabi bu şiddetli çarpışma tektonik hareketliliğe sebep vermiş. Volkanik aktivitelerin sonucu olarak da dağlar, göller ve adalar oluşmuş.

Bu dönemden sonra başlayan Buzul Çağı boyunca İskoçya kalın, devasa buzul tabakalarıyla kaplanmış. Yüzyıllar süren bu çağ boyunca ağır buz kütlelerinin hareketi, tepelere ve göllere son şeklini vermiş.

HighlandsHighland CattleHighlands

KLANLAR

Highland’ler sadece eşsiz manzaları ile değil aynı zamanda Klanları ile de meşhur. Klanların hikayesi yaklaşık olarak MÖ.500’lerde Doğu Orta Avrupa’dan gelen Kelt kabileleri’nin Britanya’ya varması ile başlıyor. Kelt Klan sistemi akrabalıktan doğan bağ üzerinde şekilleniyor. Klan üyeleri ortak soyadı kullanımı ile birbirine bağlanıyorlar. Soyadı kullanımı İskoçya’da son üç yüz yıldır yasallaştığından, kanundan önce lakaplar, baba tarafından gelen aile isimleri ya da baba mesleği soyadı olarak kullanılıyormuş. Soyadı kanunu çıkınca her Klan kendi liderlerinin aile isimini soyadı olarak seçerek Klana bağlılıklarını göstermişler.

İskoçya’da pek çok klan var. Bunların büyük çoğunluğu da Mac ile başlıyor, nedeni ise Mac İskoç Galcesinde oğlu demek. MacDonalds (Donald’ın Oğlu), MacKenzie, MacKintoshes…
Paul MacCarthy – Carthy’nin oğlu Paul
John O’Connor – (John of the Connor Family/Clan – Connor Ailesinden John)
Henry O’Neil – ( Henry of the Neil Family/Clan – Neil Ailesinden Henry)

TARTAN

Tartan ya da ekose hangi Klana ait olduğunuzu gösteren bir kimlik aslında. Kelt kültüründe her bir klanın kendine has renk ve desene sahip tartanı var. Bu yünlü ekose kumaşın rengi klan’ın bulunduğu bölgenin bitkilerinden elde ediliyor.

Her klanın kendine ait bir tartanı olmakla beraber, herhangi bir klanla bağı bulunmayan İskoçyalılar da “Caledonia” diye bilinen tartanı kullanabiliyorlar. Bugün bilinen 2.500’den fazla ekose deseni var. İsteyen kendi tartanını üretip tescil ettirebiliyor fakat bu uzun bir süreç. Örneğin Burberry markası o meşhur tartanını 1920 yılında piyasaya çıkarmasına karşın ancak 1985’te tescil ettirebilmiş.

Scottish Clans

KİLT VE SAKLADIKLARI

İskoçya kültürünün ayrılmaz bir parçası olan kilt ilk olarak ne zaman ve ne için giyildi tam bilinmiyor ama bilinen bir şey var ki kilt bugün bilindiği şekilde 16. yy itibaren giyilmeye başlanmış.

Bilinen ilk kiltler Highlander’ların hem soğuktan korundukları, hem de gece uyurken battaniye olarak kullandıkları yaklaşık olarak 8m. uzunluğunda, tek parça yünlü bir kumaş. Bu kumaşın bir kısmı kemerle bele bağlanırken, diğer parçası da omuza atılırmış.

Gerçek İskoçya kiltinde detaylar önemli. Her Klan kendine ait özel tartanı ile yünlü kumaştan üretilmiş kilti giyiyor. Kilt’i İskoç erkeklerinin giydiği bir etek olarak tanımlamak tehlikeli olabilir, çünkü İskoçlar; “ Kilt is called kilt, because a lot of people got killed, when they called it skirt” (Kilt’in kilt olarak adlandırılmasının sebebi, çok kişinin bu kıyafeti etek adlandırması sonucunda öldürülmeleri olmuştur) diyor.

Kilt, önden düz arkadan pilili, bele kemerle bağlanan tek parça bir kumaş parçası. Kiltin üzerine özel bir çanta olan “Sporran” giyiliyor ki bu onu ani rüzgarlardan koruduğu gibi kiltlerde cep olmadığından cep olarak da kullanılıyor. Etek kısmı ise ağırlık yapması için, Klana özgü bir iğne olan “Kilt Pin” ile tutturuluyor. Dizde biten kiltler uzun örme çoraplar ile giyiliyor. Çoraplardan birine, hangi el aktif olarak kullanılıyorsa, korunma ve yeme-içme amaçlı küçük bir bıçak olan “Sgian Dubh” şıkıştırılıyor.

Kilt

Geleneksel Highland giysisi kilt; yelek, İskoç kumaşından bir ceket ve bazen de omuza atılan bir örtü “Plaid” ile tamamlanıyor.

Gelelim en önemli soruya. Kiltin altına ne giyiliyor? Konuyla ilgili genel olarak bilinen; gerçek bir İskoçyalı’ nın kiltin altına hiçbir şey giymediği. Söylenen o ki; herkes gibi Kraliçe Victoria’ da zamanında bu konuyu merak etmiş ve kilt kıyafetli bir İskoçyalıya askeri geçit esnasında sormuş: “Kiltin altında hiçbir şeyin olmadığı doğru mu ?” İskoçyalı’nın cevabı düşündürücü “Yüce majesteleri, emin olun ki orada her şey var”. Konu günümüzde de gizemini korumaya devam ediyor…

WILLIAM WALLACE

Özgürlüklerine düşkün olan Highlander’lar İngiltere’nin karmaşadan faydalanıp İskoçya yönetimini ele geçirmesini hazmedemezler. Braveheart filmine de ilham kaynağı olan İskoçya’nın ulusal kahramanı William Wallace 1297 yılında çevresine topladığı destekçileriyle İngilizlere savaş açar. Bir süreliğine de başarılı olur fakat halk tabakasından geldiği için hareketi asiller tarafından desteklenmez. Nihayetinde William Wallace Falkirk’ te İngilizlerce yenilgiye uğratılır. Londra’ya götürülerek önce idam edilir, sonrasında da cesedi dört parçaya ayrılarak İskoçya’da Newcastle, Berwick, Stirling ve Perth’e gönderilir.

Holywood’ un bu olayı film haline getirmesi İskoçlar tarafından takdir görse de, Mel Gibson’ın yüzünü İskoçya’nın ilk yerlileri Piktler gibi maviye boyamasına ve kilt giymesine itiraz ediyorlar. Anlattıklarına göre Wallace İskoçya’nın Low Land bölgesinden olduğundan,Highlandler’e mahsus kilti hiç giymemiş. Tüm bu eleştirilerine rağmen İskoç bağımsızlık ruhuna yaptığı vurgudan ve turizme olumlu katkılarından dolayı İskoçlar filmden memnun.

İskoçlar, ulusal kahramanları William Wallace’ı ve özgür İskoçya için yaptıklarını unutmamışlar, Stirling’ de adına diktikleri anıtla adını ölümsüzleştirmişler.

GLENCOE

Glencoe

Highland’lerin en çok ziyaret edilen bölgelerinden biri de Glencoe. İskoç Galcesinde Glen dar vadi demek. Bu vadi nehirleri ve gölleriyle olduğu kadar 1692 yılında Campbell Klanının MacDonald Klanının yüzlerce üyesini katletmesiyle de bilinen, İskoçya’nın en unutulmaz Klan savaşının yaşandığı yer. İngiltere ve İskoçya’nın Kralı olan William, sadakatlerinden emin olmadığı Highland Klan Şeflerinden Krala bağlılıklarını ifade eden bir taahhüt imzalamalarını ister. MacDonalds klanı istenilen imzayı atmakta biraz yavaş davranınca, kral bu hareketin MacDonalds’ların otoritesini yok etmek için iyi bir fırsat olduğunu düşünür ve Campbell’ ları bu işle görevlendirir. Karlı bir şubat akşamı Glencoe’ya gelen Campbell’lar MacDonalds’lardan konaklayabilecekleri yer isterler. MacDonaldslar da onları bütün misafirperverlikleriyle oniki gün boyunca misafir ederler. Sonunda beklenen emir Campbell’lara gece yarısı ulaşır. MacDonalds’lar ertesi sabaha kadar yok edileceklerdir. Pek çok klan üyesi alınan emirle öldürülür, kaçanlar karlı dağlarda donarak ölür. Ama yaşananlar asla unutulmaz.

Glencoe

Günümüzde Highland’lerde artık klanlar yaşamıyor. Bunun en büyük nedeni 1780 yılında Klanların Highland’lerden sürgün edilmesi. Sürgünü tetikleyen olayların temelinde İngiltere ile birleşme yatıyor. Birleşme onaylanınca Katolik Kral James II tahttan indirilerek sürgüne gönderilir, yerine Protestan olan kuzeni William III çıkar. Fakat James yanlıları (Jacobites’ler) James ailesini tekrar tahta geçirmek için yıllarca uğraşırlar. Bunlar içinde en ciddi girişim, James II’ nin torunu Yakışıklı Prens Charlie tarafından gerçekleştirilir. Kılık değiştirerek Fransa’dan gizlice İskoçya’ya geçen Charlie, Highland klanlarını organize etmeye başlar. Topladığı klan güçleri 1745 yılında Highlandlerin başkenti Inverness yakınlarındaki Culloden Moor’da, kuzeni Cumberland Dükü komutasındaki hükümet birliklerince ağır yenilgiye uğratılınca Prens, hizmetçisi kılığına giren Flora MacDonalds yardımıyla kaçar. Bir süre sonra da bir daha geri dönmemek üzere İskoçya’dan ayrılır.

Jacobites davası sona erer ermesine ama Klanlar bu çıkışın bedelini ağır öder. Klan yapısı yok edilir, silah taşımak, Galce konuşmak, kilt ve ekose giymek, gayda çalmak yasaklanır. İsyanı destekleyen klanlar hain ilan edilerek topraklarını kaybeder ve sürgün edilir. Pek çoğu Kuzey Amerika ve Kanada’ya göç eder. Boşalan çiftlikleri de güneyli koyun çiftçilerinin kullanımına bırakılır. Highlandler uzun süre sessizlik içinde kaderine terk edilir ta ki 1860 yılında Kraliçe Victoria ve Prens Albert’ ın Highlandleri ziyaretine kadar. Bu ziyaretten sonra Highlandler ve ekose kumaş yeniden hak ettiği değeri görür.

LOCH NESS ve NESSIE

Loch Ness

Highlandler tektonik hareketler sonucu oluşmuş sayısız göllerle kaplı. İskoç Galcesinde loch göl demek. Bu göller içinde en ünlüsü canavar Nessie’ ye ev sahipliği yapan Loch Ness. Göl yaklaşık 10.000 yaşında ve iki tektonik plakanın hareketi sonucu oluşmuş. Beş adet nehir tarafından besleniyor, ortalama derinliği 230 m fakat içerisinde yer alan bir çöküntünün derinliği 302 m, en geniş aralığı ise 40 km. Göl siyah sularıyla Büyük Britanya’nın en büyük tatlı su deposu. Gölün bu kadar ünlü olmasının esas nedeni ise içinde yaşadığı iddia edilen Canavar Nessie. Nessie ’nin varlığı yıllar içinde yapılan bütün araştırmalara rağmen kanıtlanamamış fakat yaklaşık 1.500 yıldır gölde yaşayan bir canavardan bahsediliyor. Zaman zaman da canavarı gördüğünü iddia eden insanlar ortaya çıkıyor. Canavar görme iddialarının genellikle çevrede mantarların bol yetiştiği döneme denk gelmesi ise manidar. Canavarın yaşadığını iddia edenler gölde görüş mesafesi 12 m altında sıfıra düştüğü için, araştırma sırasında canavarın derinlerdeki mağaralara saklandığını, dolayısıyla bulunamadığını söylüyor. Öte yandan gölün büyüklüğü düşünüldüğünde bir canavar ve ailesini rahatlıkla besleyip, barındırabileceği de bilimsel bir gerçek. Canavar Nessie var mı yok mu bilinmez ama görünen o ki, bölge Nessie’nin getirdiği popülerlikten canavar keşfi tekne turları, hediyelik eşya satışları ile fazlasıyla faydalanıyor.

Loch Ness

Göl kenarında bulunan Urquharth Kalesi, Büyük Glen’den Loch Ness’e gelen trafiğin kontrolü açısından özellikle klanlar döneminde stratejik bir öneme sahipmiş. Bu stratejik kalenin 1692 yılındaki isyanda Jacobits’ lerin eline geçmesini önlemek amacıyla, bir kısmı havaya uçurulmuş sonrasında da onarılmadan öylece bırakılmış. 25 yıl sonra da ayakta kalan bölümlerden biri olan kule fırtına sebebiyle yıkılmış.

Urquhart Castle

Urquhart CastleUrquhart Castle

Daha fazla fotoğraf için lütfen tıklayınız

IRISH WHISKEY OR SCOTCH WHISKY İŞTE BÜTÜN MESELE BU…

Viski denince aklımıza gelen ilk ülke genellikle İskoçya. Peki bu ne derece doğru?

Galce “Hayat suyu” anlamına gelen viski aslında İrlandalılar tarafından keşfedilmiş, İskoçlar tarafından da mükemmelleştirilmiş. Kuzey İrlanda Antrim Kontluğu’ndaki Buhsmills en eski damıtım evi olarak biliniyor.Tabii viski elde etmek için arpanın nasıl işlendiğinin önemi büyük. İskoçlar viskiye bazı küçük ilaveler yapmışlar, mesela malt arpaya tütsülü bir tat ilave etmişler. Malt arpayı elde ederken, işlemler gereği arpa önce ıslatıp tam çimlenme başlarken de bunu durdurmak için kurutulmaya başlanıyor. Kurutma aşamasında işin içine bataklık kömürü ateşi ve dumanı giriyor ki, arpaların o meşhur dumanlı aroması da tam olarak buradan geliyor. Fakat İrlandalılar bu aşamada bataklık kömürü ateşi kullanmıyor.

Aradaki diğer büyük fark da İrlanda viskileri üç kez damıtılıyorken, İskoç Viskileri iki kez damıtılıyor. Hatta Jack Daniels gibi bazıları ise sadece bir kez damıtılıyor. Peki bunun anlamı nedir diye soracak olursanız, İrlanda viskileri çok daha yumuşak içimli olduklarından otomatik pilot moduna geçiş daha hızlı oluyor diyebiliriz.

Her iki şekilde de hazırlanan viski olgunlaşmak üzere meşe fıçılarda yıllarca saklanıyor. Bu fıçıların iki çeşidi var ve ilginç bir şekilde Amerika’dan ithal ediliyor. Viskiler ya Sherry ya da Burbon fıçısına koyularak olgunlaşması bekleniyor. Sherry fıçısı viskiye meyve aromalı bir tat katarken, Burbon fıçısı vanilya, karamel ve odunsu bir aroma katıyor. Uzun yıllar süren bekleyişten sonra viski ahşap fıçılardan o bilinen karamel rengini ve tadını alıyor. İskoçya’da yasa gereği en az üç yıl meşe fıçıda beklemeyen ve %40 alkon içermeyen içki viski olarak tanımlanmıyor. Uzmanlar iyi bir Scotch’ un olgunlaşması için en az 10 yıl gerektiğini söylüyor.

İki ülkenin viskileri arasındaki en küçük fark ise yazılış ve okunuşlarından kaynaklanıyor. İrlandalılar hayat suyuna whiskey derken İskoçlar whisky demeyi tercih ediyor.

Viskinin iki temel tipi var. Malt viski(sadece malt arpanın damıtılması) ve Blended(malt arpa ve tahıl karışımının damıtılması). Günümüzde İskoçya’da çoğunlukla blended yani her iki tipin karışımı viskiler satılıyor ve tüketiliyor. Malt viskiler İskoçya’da genellikle Speyside ve Highlandlerden geliyor.

Tabi üretimi için bu kadar emek sarf edilen viskiyi içmenin de bir seremonisi var. Viski önce ağız hafif aralık bırakılarak koklanıyor ki tam olarak koku alınabilsin. Sonra Slainte math yani şerefe dostum denilerek ilk yudum alınıyor ve ağız içinde her noktaya temas etmesi sağlanıyor. Bundan sonra olgunlaşması için geçen her bir yıl için bir saniye bekledikten sonra yutuluyor. Blended viskiler çeşitli aromalarla soda, kola gibi karıştırılarak içilebiliyorken Muhafazakarlar malt viskinin sadece sek ya da temiz suyla içilmesi gerektiğinde ısrarcı.

İSKOÇYA İLE İLGİLİ KÜÇÜK NOTLAR
  • UK vizesi İskoçya için de geçerli.
  • Tren, otobüs yada Easy Jet ve Rain Air uçuşları ile İngiltere’den İskoçya’ya devam edebilirsiniz.
  • İskoçya ziyareti için en uygun zaman hem daha az yağmurlu olduğundan hem de Edinburgh Festivalinden dolayı ağustos ayı. Böylece meşhur Military Tattoo izleme şansınız olur.
  • Para birimine dikkat. İskoçya’da İngiliz Poundu ile harcama yaparken para üstleri İskoç Poundu ile yapılıyor ve İskoç Poundu sadece İskoçya’da geçiyor.
  • Edinburgh’da Eski ve Yeni şehir yürüyerek keşfedilebilecek büyüklükte.
  • Highland’ ler yada İskoçya’nın diğer bölgelerine gitmek için Eski Şehirdeki tur şirketlerinden ya da Princess Mall’da bulunan turizm danışma bürosundan paket tur satın alabilirsiniz. Gray Line Tour ve Scotline Tour bu tarz bürolardan bir kaçı.