BİRLEŞİK KRALLIK (UK)

İrlanda Cumhuriyeti

Zümrüt Ada “Emerald Isle” olarak bilinen İrlanda’nın sembolünün yeşil olması tesadüf değil. Sonsuza uzanan yeşil çayırlar, bembeyaz koyunlar, mutlu inekler, küçük beyaz evler, ıssız kumsallar, aniden başlayan yağmurlar ile konuksever kızılların ülkesi İrlanda.

İrlanda Adasının kuzeyinde Birleşik Krallığın (UK) dört ülkesinden biri olan Kuzey İrlanda yer alırken, güneyinde bağımsız İrlanda Cumhuriyeti yer alıyor.

Phoneix Park

Adada Keltler ile başlayan yaşam Viking akınları sonrası İngiltere’nin işgaliyle devam eder. Kral VIII. Henry Katolik olan yerli halkı Protestan yapmaya kalkışınca da mezhep kökenli çatışmaların fitili ateşlenmiş olur. Ada halkı mezhepsel baskıya başkaldırır. Direnişi kırmak isteyen İngiltere de başka bir yola başvurur ve adaya 1600’lerden sonra Protestanlığı kabul etmiş İskoçları yerleştirir. İngiltere’nin İskoçya ile 1707 yılında birleşmesinden sonra ortaya çıkan yeni oluşum Büyük Britanya Krallığı olarak anılırken, İrlanda da direnişinden dolayı bu krallığın sömürgesi konumuna düşer.

İRLANDANIN PARÇALANMASI VE OLAYLAR…

İrlandalılar, etnik ve kültürel olarak İngilizler’den farklı olmalarına rağmen 1916 Paskalya Ayaklanması’ na kadar Birleşik Krallığın bir parçası olarak kalırlar. Fakat Paskalya Ayaklanması amacına ulaşamaz. Bu kez, gerilla savaşları ile İngiltere hakimiyetine son vermek için İrlanda Cumhuriyet Ordusu IRA kurulur (Irish Republican Army) ve çatışmalar başlar.

I.Dünya Savaşı’nın başlamasıyla İngiltere İrlandalıları orduya almaya kalkınca gerilim daha da tırmanır nihayetinde 1919 yılında başlayan İrlanda bağımsızlık savaşı 1921 yılındaki anlaşma ile sona erer. Katolik Güney İrlanda, İngiliz egemenliğini reddederek İrlanda Cumhuriyeti’ni kurar. Kuzey’deki Protestan İrlandalılar ise Birleşik Krallığa bağlı kalmayı tercih eder. Adanın güneyi, politik tercihlerinden dolayı günümüzde de kuzeyi Kara Kuzey (The Black North) olarak anıyor.

PATATES DEYİP GEÇME

Anavatanı Peru olan patates, İspanyol sömürgecilerle ilk olarak İspanya’ya getirilmiş sonrasında da Avrupa kıtasına yayılmış. O yıllarda pek sevilmeyen patates hayvan yemi olarak kullanılmış.

Britanya adalarına bir İngiliz soylusu ile giren patates burada çok sevilip zamanla en önemli gıda maddesi haline gelmiş.

İrlanda tarihinde iki kez büyük kıtlık yaşamış. Özellikle 1845’de yaşanan patates kıtlığına bağlı açlık, salgın hastalıklara ve kitlesel ölümlere neden olmuş.

Temel gıda maddesi patatese zehirli bir mantarın bulaşması ile azalan patates üretimi, takip eden yıl tohum olarak ayrılan patateslerin de tüketilmesi ile kıtlık en üst düzeye ulaşmış.

Acılar insanları yakınlaştırır derler ya patates kıtlığı da tarih içerisinde daha önce hiçbir araya gelmemiş, birbirlerinden binlerce kilometre uzaklıktaki Osmanlı İmparatorluğu ve İrlanda’yı bir araya getirmiş. İrlanda’da yaşananlardan etkilenen dönemin padişahı Sultan Abdülmecit kendisi de sıkıntı içerisinde olmasına rağmen, zorluk içerisindeki İrlandalılara 10.000 Sterlin (o zamanın parasıyla yaklaşık 2 milyon USD) yardım göndermek ister. Bu hareketi haber alan Kraliçe Victoria Sultan’a haber göndererek, kendisinin sömürgesi olan İrlanda’ya sadece 2.000 Sterlin yardım yapmayı planladığını Sultan’ın kendisinden daha fazla yardım göndermesinin uygun olmayacağını iletir ve yardım miktarını düşürmesini ister. Kraliçenin gözünde İrlandalılar, İrlanda milliyetçiliği ve İngiltere’ye karşı başlattıkları bağımsızlık mücadeleleri nedeniyle vefasızdılar. O nedenle Kraliçe’nin zaman içerisinde ülke ile ilgili coşkusu azalır ve krallığın tatil beldesi olarak da İrlanda’yı değil İskoçya’yı seçer.

Durumu haber alan Sultan Abdülmecit, İrlanda’nın coğrafi olarak uzaklığına rağmen 1000 Sterlin nakit, tahıl, tohum ve ilaç yüklü beş gemiyi İrlanda’ya yollar. Dublin limanına yüklerini boşaltmayı planlayan gemiler tekrar İngilizler tarafından engellenir. Bunun üzerine yüklerini 50 km ötedeki Drogheda Limanı’na boşaltırlar (1847). Bu yardımdan çok etkilenen Drogheda şehri, minnettarlıklarını ünlü futbol kulüpleri Drogheda United F.C’ın amblemi olarak ay-yıldızı seçerek ifade ederler. İrlanda asilleri de Sultan’a bir teşekkür mektubu gönderirler. Mektup halen Topkapı arşivlerinde korunuyor.

Drogheda United FC

1851 yılında sona eren kıtlıkta yaklaşık 1 milyon kişi açlık dolayısıyla hayatını kaybederken, 1 milyonun üzerinde İrlandalı da ülkelerinden ayrılarak Amerika’ya göç eder. Bu toplu hareket Amerika’daki İrlandalı sayısının neden fazla olduğunu açıklamasının yanında, adanın demografik yapısını da değiştirir ve İngilizce adada en çok konuşulan dil haline gelir.

Günümüzde İrlanda Cumhuriyeti’nde İngilizce’nin yanında resmi dilleri olan “Gaelik” yani Kelt dilini de gündelik yaşamda pek çok yerde görmek mümkün.

DUBLİN

Liffey Nehri’nin Kuzey ve Güney olarak ikiye böldüğü Dublin Orta Çağ’dan beri İrlanda’ nın başkenti ve İrlanda Galce’sine göre anlamı Dubh(Siyah) ve Linn(Havuz) kelimelerinin birleşmesinden oluşan ”Siyah Havuz”. Nehrin kuzeyi daha çok işçi grubunun, güneyi ise orta ve yüksek kesimin yaşadığı yerler olarak biliniyor.

Half Penny BridgeHalf Penny Bridge

Half Penny Bridge

Nehir üzerinde pek çok yaya köprüsü olmasına rağmen en bilineni 1816 yılında inşaa edilen Halfpenny olarak bilinen Liffey Köprüsü. Köprü inşaa edilmeden önce insanlar nehrin bir yanından diğer tarafına para karşılığı teknelerle transfer edilirmiş. Köprü tamamlanınca teknelere gerek kalmamış ama geçişlerden yine penny-ha’penny tutarında ücret alınmaya devam edilmiş. Deli dumrul vergisinden bıkan halk 1. yılın sonunda köprünün yerinden sökülmesini isteyince geçiş ücretinden vazgeçilmiş ama bu durum köprünün hala Ha’penny olarak anılmasını değiştirememiş. Aşk için asılan kilitlerle dilek ağacına dönen köprü meşhur Temple Bar bölgesine çıkıyor.

Temple Bar Dublin

İrlanda dışında da oldukça tanınan Temple Bar’ın bulunduğu bu bölge hareketli gece yaşamının merkezi konumunda ve adını Temple ailesinden alıyor. Bir süreliğine meşhur Trinity College’in müdürlüğünü de yapan Sir William Temple’ın 1600’lü yıllarda evi olan bu bina, 400 küsur yıldır The Temple Bar adıyla hizmet veriyor.

Meşhur rengarenk İrlanda kapılarını görmeye başladığınızda Grand Canal Dock bölgesine geldiniz demektir. İrlanda’nın simgesi bu kapılarla ilgili çeşitli şehir efsaneleri var. Bunlardan birine, görünüşe göre de gerçeklik payı en yüksek olanına göre; İrlandalı kadınlar zil zurna sarhoş olup evin kapısını bulamayan sarhoş kocaları evin kapısını rahat bulsun diye kapıları rengarenk boyamışlar. Gelişmiş biracılık ve viski sektöründen de anlaşılacağı üzere malum İrlandalılar bir miktar alkole düşkün.

Colored Doors in Dublin

Şehirdeki en büyük endüstri Guinness sayesinde biracılık olsa da, vergisel avantajlar nedeniyle pek çok teknoloji devinin Avrupa merkezleri Dublin Grand Canal Dock bölgesinde toplanmış. Google, Yahoo, Amazon, Hewlett-Packard, Intel, PayPal, Facebook, Linkedin, Twitter bunlardan bazıları. Bu nedenle Dublin Avrupa’nın Silikon Vadisi olarak da tanımlanıyor.

Mezunları arasında Oscar Wilde ve Samuel Beckett gibi ünlülerin de bulunduğu Trinity Koleji, 1592 yılında I.Elizabeth tarafından dönemin soylu Protestanları için Dublin Üniversitesinin koleji olarak kurulmuş. Günümüzde Trinity Kolej dendiğinde Dublin Üniversitesi anlaşılıyor. 1970 yılına kadar Katoliklerin katılımı Katolik hiyerarşisi tarafından yasak olan okul, günümüzde Dünyanın en iyi eğitim veren üniversitelerinden biri kabul edildiğinden dolayı kaliteli eğitim almak isteyen pek çok öğrenci Dünya’nın farklı yerlerinden Trinity Colleg’e geliyor.

Trinity College

Bu meşhur okulun tek ziyaretçileri öğrenciler değil. Kolejin kütüphanesi Old Library içindeki Long Room İrlanda’nın ulusal hazinesi kabul edilen meşhur el yazması Book of Kells’in yanında pek çok elyazması esere de ev sahipliği yapıyor. Book of Kells, Kelt Rahiplerince MS 800’lü yıllarda Latince yazılmış, 4 İncilden metinler ve tablolar içeren Batı Kaligrafisinin şaheseri kabul edilen el yazması bir kitap. Adını da yüzyıllar boyunca korunduğu Kells Manastırından alıyor. Kitap ziyaretler için açık ayrıca dijital ortamda da incelenebiliyor.

Long RoomBook of Kells

Dijital Ortamda Book of Kells’i incelemek için lütfen tıklayınız…

Toplamda 4,5 milyon kitabı bünyesinde barındıran kütüphane özellikle Book of Kells nedeniyle her yıl Dünya’nın çeşitli yerlerinden pek çok kitapseveri ağırlıyor.

Trinity College’de dikkat çeken diğer bir eser de İtalyan heykeltraş Arnoldo Pomodoro’nun Sphere within Sphere (Sfera con sfera) isimli eseri. Bu heykelin değişik ölçülerdeki versiyonları Vatican, New York Birleşmiş Milletler binasının önü, Tel Aviv, Tahran gibi Dünya’nın çeşitli yerlerinde görülebilir. İç içe geçmiş iki küreden oluşan eserin taşıdığı metafor sanatçı tarafından 1999 yılında daha az yıkıcı ve sorunlu yeni bir milenyumun yeniden doğuşu olarak açıklanmış. Ama görünüşe göre şimdilik beklentiler yerini bulmamış. Dilekler milenyumun kalanının barış ve huzur içinde tamamlanması yönünde…

Sphere within Sphere

Sphere within Sphere Sphere within Sphere

Grafton Street sokak sanatçılarının eğlenceli performanslarının izlenebileceği, alışveriş yapıp, yemek yenebilecek hareketli ve keyifli bir cadde. Cadde üzerindeki Butlers’ın el yapımı çikolataları meşhur.

Grafton Street

Cadde bitiminde yer alan Molly Malone heykeli Dublin’in şehir olmasının 1000.yılı şerefine 1988’de yapılmış. Molly Malone çok bilinen İrlanda şarkılarından biri olan ve bir nevi İrlanda marşı olarak kabul edilen Cockles and Mussels’ın ilham kaynağı olan balıkçı kadın. Fakat Dublinliler’in Molly Malone hakkında iyi konuştukları söylenemez.

Grafton StreetMolly Malone

Grafton Street’in sonunda yeralan Stephen’s Green cam kubbesi ile dikkat çekici bir alışveriş merkezi.

St.Stephen's Green Shopping Centre

Alışveriş merkezinin içi de oldukça nostaljik!

St.Stephen's Green Shopping Centre

Alışveriş merkezinin biraz ilerisinde yeşillikleri ve parkları ile meşhur Dublin’in en eski yeşil alanlarından biri olan St. Stephen’s Green yer alıyor.

St.Stephen's GreenSt.Stephen's Green

Kuğulu minik gölü ve yeşil alanlarıyla şehrin ortasında soluklanmak için ideal.

St.Stephen's Green

13. yüzyılda Norman istilalarından korunmak amacıyla inşaa edilen Dublin Kalesi tarih içinde bir çok kez yıkılıp yeniden yapılmış. The Record Tower olarak anılan kule, orijinal yapıdan geriye kalan tek orijinal yapı.

Dublin Castle

Kale’nin bahçesinde yer alan Chester Beatty Kütüphanesi 2002’de Avrupa’da yılın müzesi seçilmiş. İçerisinde yer alan The Islamic Collection içindeki Turkish Collection ilgi çekici el yazmaları, tuğralar ve Kuran yazmalarını barındırıyor.

Dublin Castle

Dublin Kalesi’nden St. Patrick’s Cathedral’e giderken yolunuzun üzerinde karşınıza çıkan Christ Church Cathedral’i Dublin’in St. Patrick’s ile birlikte en eski iki ortaçağ katedralinden biri. 1030 yılında kurulan katedralde Başpiskopos St.Laurence O’Toole’ nin duvardaki kafese konmuş mumyalanmış kalbi 2012 yılında çalınmış. Kilisenin alt katında Crypt olarak anılan mahzen mezarları ve meşhur The Cat and The Rat mumyaları ilgi çekici. Kovaladığı fare ile birlikte kilisenin orguna sıkışıp kalan ve sıkıştıkları yerde mumyalaşan kedi ve farenin bu durumu İrlandalı yazar James Joyce’un Finnegan’s Wake kitabında “Christ Church orgunun borusundaki fareye tutkun olan kedi kadar tutkun” olarak geçince bu mumyalarda meşhur olmuş.

Christ Church Cathedral and Dublinia

Christ Church Cathedral’i bir köprü ile Ortaçağ ve Viking dönemi Dublin’i keşfe çağıran Dublinia’ya bağlanıyor.

DubliniaChrist Church

İrlanda’ya MS 432 yılında Hristiyanlığı getiren ve dolayısıyla aziz kabul edilen St. Patrick’in adı 1191 yılında inşaa edilen şehrin en büyük katedraline verilmiş. Kilise ilk önceleri üniversite olarak da kullanılmış ve Güliver’in Gezileri’nin yazarı Jonathan Swift 1713-1745 yılları arasında üniversitenin dekanıymış. Jonathan Swift ölmeden önce mezar taşına yazılması gerekenleri bir kağıda not almış ve ölümünden sonra siyah Kilkenny mermerinin üzerine kazınmasını vasiyet etmiş. Günümüzde sevgilisi Esther ile mezarları kilise zemininde yerde olan Swift’in mezarının üzerinde pirinç bir plaket var. Vasiyet ettiği mezar taşı tam da istediği gibi siyah mermer üzerine kazınarak duvara asılmış.

St.Patrick's Cathedral

NEWRUZ, HIDIRELLEZ YA DA ST PATRICK’S DAY…

Her yıl 17 Mart’ta kutlanan St. Patrick’s Day, adaya Hristiyanlığı getiren St Patrick’in öldüğü gün. St.Patrick aynı zamanda İrlanda’dan yılanları kovması ile biliniyor fakat bu adalar oluşumları aşamasında uzun yıllar buzullarla kaplı olduklarından dolayı yılan bu adada hiç var olmamış. Dolayısıyla da St Patrick’in kovduğu yılanların aslında Paganizm olduğu söyleniyor.

Sembolü yonca yaprağı olan bu günde her yer ve herkes yeşile bürünüyor. St Patrick vaazlarında üç yapraklı yoncayı çok kullandığından üç yapraklı yonca bu topraklarda kutsal sayılıyor ve Hristiyanlıktaki Holy Trinity(Baba-Oğul-Kutsal Ruh) inancını temsil ettiği düşünülüyor.

Günümüzde daha çok eğlenmek için kutlanan bir gün olsa da geçmişteki kutlanışı çok farklıymış. Mesela; o gün aile bireyleri en güzel kıyafetlerini giyip sağ göğüslerinin üstüne bir parça yonca iliştirerek kilisedeki anma törenine katılır, tören sonrası evlerine dönüp ailece İrlanda yahnisi, patates çeşitlerinden oluşmuş yemeklerini yerlermiş. Alkol ise nadiren tüketilirmiş. Hatta 1970’lere kadar pubların 17 Mart’ta açılmasına izin bile verilmezmiş. 1995 yılından itibaren turizmi arttırmak amacıyla kutlama yürüyüşleri düzenlenerek festival havasında kutlanır olmuş.

St Patrick gerçekte mavi ile sembolize ediliyor. Fakat politik bazı sebeplerle mavi yerini yeşile bırakmış görünüyor. Yeşil, İngiltere’ye karşı İrlanda milliyetçiliğini vurguluyor. Emerald Isle yani Zümrüt Ada olarak anılan İrlanda’nın rengi yeşil ve İrlanda geleneklerine göre Katolikler yeşil renkle, Protestanlar ise turuncu renk ile sembolize ediliyor. İrlanda bayrağında bu renkler her iki taraf arasındaki barışın simgesi olan beyaz ile ayrılıyor.

İrlandalılar, efsaneye göre masal kahramanı yeşil cüceler Leprechaun’lara karşı kendilerini görünmez kılmak için yeşil giyiniyorlar. Çünkü bu cüceler gördükleri herkesi çimdikliyor. 17 Mart’ta yolunuz İrlanda’ya düşerse mutlaka yeşil bir şeyler giymeye özen gösterin. Yoksa başınıza gelecek olan şey çimdiklenmek…

St Patric's Day

ARPANIN BİNBİR ŞEKLİ…

İrlanda’nın olayı malum viski ve bira. Meşhur Guinness’in arpa, şerbetçi otu ve bira mayası ile müthiş seyahatinin en iyi izleneceği yer şüphesiz Guinness Storehouse. Artık sadece müze olarak hizmet veren fabrika binasını ziyaretiniz sırasında biranın tüm yapım aşamaları ile nasıl servis edileceğini ve Guinness markasının geçmişten günümüze gelişimini gözlemlemek mümkün. Turla ya da bireysel olarak yapacağınız gezinin sonunda giriş kuponunuzla terastaki 360 derece şehir manzaralı Gravity Bar’da bu kremalı, koyu renkli birayı ne içtiğinizi bilerek manzara eşliğinde keyifle yudumlayabilirsiniz. Gerçi acımsı tadından dolayı herkes tarafından sevilmeyebiliyor. Dediklerine göre en iyi Guinness’i yalnızca Dublin’de tadabilirsiniz. Nedeni ise nakliye esnasındaki çalkalanmanın orijinal tadı bozduğu. Bu nedenle eğer Dublin’e yolunuz düştüyse, buralardayken denemekte fayda var.

Guinness Storehouse

Guinness demişken meşhur Guinness Rekorlar Kitabı’ndan bahsetmemek olmaz. Herşey bir ihtiyaçtan doğar tıpkı Guinness Rekorlar kitabı gibi. Guinness Bira Fabrikası’nın sahibi Sir Hugh Beaver 1951 yılında bir av partisine katılır ve partide en hızlı uçan kuş hakkında bir tartışma başlar. Her kafadan bir ses çıkar herkes kendi fikrinin en doğru olduğunu iddia eder. Malum İrlanda’dan bahsediyoruz dolayısıyla alkol eşliğinde yapılan bu tartışmaların sadece münakaşa ile sınırlı kalmadığını tahmin edebilirsiniz. Sir Beaver bu tarz tartışmalara son verecek bir referans kitabının olmadığını fark ederek hemen çalışmalara başlar ve nihayetinde 1954 yılında ilk Guinness Rekorlar Kitabını piyasa sürer.

İskoçya notlarında da belirtildiği gibi viski İrlandalılar tarafından keşfedilmiş, İskoçlarca da bazı ilaveler yapılmış. İskoçya Yazısı İçin Tıklayınız…

İrlanda’da Whiskey olarak anılması dışında üç kere damıtıldığından dolayı çok daha yumuşak bir içim elde ediliyor. İskoç viskilerinde isli bir tat varken İrlandalılar bunu tercih etmiyorlar. İrlanda Whiskey’ leri nasıl yapılıyor merak ediyorsanız Trinity College’in hemen karşısındaki Irish Whiskey Museum ya da meşhur Old Jameson Distillery’i ziyaret edebilirsiniz. Kafelerdeki menülerde Irish Coffee görünce hemen aklınıza Türk Kahvesinin İrlanda versiyonu gelmesin. Irish Coffee viskili, kremalı kahve ile pek de ilgisi olmayan bir kokteyl aslında. İrlandadayız ve İrish’ler alkolsüz bir şeyler tüketmeyi pek sevmiyor…

PHOENIX PARK

UK ziyaretinin en keyifli yönlerinden biri de neredeyse şehir büyüklüğündeki yemyeşil, oksijen deposu parklar. Bunlardan biri de 1662 yılında açılan, kapladığı 707 hektarlık alan ile Avrupa’nın en büyük şehir parkı olan Phoenix Park. Hemen ismine bakıp o meşhur kuşdan geldiğini düşünebilirsiniz fakat Dünya’nın bu parçasında Gaelik etkileri çok fazla ve Keltçe “Temiz Su” anlamına geliyor. Aslında sadece şehir parkı demek biraz eksik kalıyor çünkü barındırdığı pek çok memeli , değişik kuş cinsleri ve bitki türü ile biyolojik çeşitliliğin devamı açısından da önemli bir doğal yaşamı koruma noktası.

Phoenix Park

Parkın içerisinde hemen girişte büyüklüğüne yakışır bir şekilde Avrupa’nın en yüksek dikili taşı olan Wellington Anıtı yer alıyor.

Phoenix Park Wellington Monument

Biraz daha içeride 1831 yılında kurulan, Avrupa’nın en eski dördüncü hayvanat bahçesi olan Dublin Zoo yer alıyor. İçerisinde 100 değişik cinsten oluşan yaklaşık 400 hayvan barınıyor. 1916 yılındaki Paskalya Ayaklanması sırasında büyük hayvanları besleyecek et bulunamayınca maalesef küçük hayvanlar feda edilmiş. Holywood’un ünlü MGM Film Stüdyolarının reklamında yer alan aslan da bu hayvanat bahçesinin bir üyesiymiş geçmişte.

Dublin ZooDublin ZooDublin ZooDublin Zoo

Dublin ZooDublin ZooDublin ZooDublin Zoo

İskandinavya dışında en büyük Viking mezarlığı yine parkın Kilmainham sınırında görülebilir.Parkın içindeki en eski yapı Ashtown Kalesi. Orjinali 1430 yılında inşaa edilmiş fakat zamanla yıkılınca taşlardan tekrar yapılmış.

Ashtown Castle

Bu güzel parkı ziyaretiniz sırasında geyik sürüleriyle karşı karşıya gelirseniz hiç şaşırmayın.

İrlanda da yine buraya özgü bir oyun olan Hurling sahaları dikkatinizi çekebilir. Kelt kökenli bir oyun olan Hurling, hurley denilen bir sopa ve sliotar denilen küçük bir topla oynanıyor. Oldukça sert oynanan bu sporda sadece plastik bir kask giymek mecburi onun dışında pek çok şey serbest. Bu oyunun kadınlar ligi olduğunu da duymak ilginç. Hurling Ligi İrlanda Adasının iki tarafını eğlenmek için bir araya getiren sayılı aktivitelerden biri.

Hurling

Dublin’i keşfetmenin eğlenceli yöntemlerinden biri de Viking Splash Tour’a katılmak. Nedir bu tur derseniz hem karada hem de denizde gidebilen amfibik çıkarma aracında Viking Şapkalarınızı takıp bazen karada bazen de kanalda devam eden eğlenceli bir şehir turu yapmak.

Viking Splash Tour

Dukw denilen bu çıkarma araçları, General Motors tarafından II. Dünya Savaşında asker ve malzeme naklinde kullanılmak üzere Amerika’da üretilmiş . Günümüzde turistik atraksiyonlar için Dünyanın pek çok yerinde kullanılıyorlar.

Viking Splash Tour

Keramet sisli puslu havasında mı, yoksa Guiness ve Whiskeyde mi bilinmez ama bu kadar yazar, şarkıcı, sanatçı çıkarmasına bakarak Dublin’i bir kültür şehri olarak tanımlayabiliriz. Rock grubu U2’nun solisti Bono, müzisyen Sinead O’Connor, Guliver’ın Gezileri kitabının yazarı Jonathan Swift, Oscar Wilde, James Joyce, Bernard Shaw, Samuel Beckett meşhur İrlandalılardan birkaçı.

Özellikle yatırım yapmaya ikna ettiği teknoloji devleri sayesinde de Dublin çok kültürlü ve dinamik bir şehir olmayı başarmış.

Trinity CollegeTrinity CollegeSt.Stephen's Green

Grafton StreetDublinO'Connell Street

DublinDublinDublin

DublinDublin

İRLANDA İLE İLGİLİ KÜÇÜK NOTLAR
  • Dublin Avrupa Birliği üyesi bir ülke olduğu halde Schengen vizesi ile İrlanda’ya girilemiyor. Visa Waiver programı dahilinde belli şartlarda Türk vatandaşları da UK vizesiyle İrlanda’ya geçilebilmekte. Güncel şartları kontrol etmek için lütfen tıklayınız…
  • Belfast’tan tren ya da otobüs ile Dublin’e geçilebilir. İngiltere üzerinden İrlanda kökenli Rain Air ya da Easy Jet uçuşu ile geçilebilir. Dikkat edilecek nokta kabin bagajı dışında bagajınız varsa uçuş pahallıya gelebilir.
  • UK’den farklı olarak para birimi Euro.
  • Ada bu kadar yeşil olmasını tabi ki yağmurlu olmasına borçlu. Hava değişken o nedenle tedbirli gidilmesinde ve havaya aldırış etmeden gezmeye alışmakta fayda var. Mottomuz “ Havalar nasıl olursa olsun bizim havamız yerinde olsun”
  • Hediyelik eşya alışverişi için pek çok yerde rastlayacağınız Carroll’s mağazaları iyi bir alternatif.
  • Dublin tahmin edeceğiniz üzere tam bir pub cenneti. Guinness yanında Stout birasını da deneyebilirsiniz. Yemek olarak ne yenilebilir derseniz, deniz ürünleri ve patates yemekleri meşhur. Irish Stew dedikleri bizim etli patatese benzeyen yahniyi deneyebilirsiniz.
  • Yeterli zamanınız varsa şehri yürüyerek de keşfedebilirsiniz. Yürümek istemeyenler Dublin Bus, Luas olarak bilinen tramway’ı, Dart denilen treni kullanabilirler.
  • İrlanda Dublin’den ibaret değil. Keşfedecek pek çok tarihi ve doğal güzellikleri var. Zamanınız varsa Wicklow Mountains National Park, Upper Lake, Lower Lake, Kilkenny, Cliffs of Moher’i de keşfedebilirsiniz.