FETİH VE FATİH

Anadolu ve Rumeli’de topraklarını büyüten Osmanlılar için gittikçe küçülüp neredeyse Konsntantinopolis’ten ibaret olan İstanbul’u almak artık bir gereklilik olmuştu.

İstanbul’u fethetmeyi kafasına koyan henüz 20 yaşındaki II. Mehmet hazırlıklara bir yıl önceden başlar. İlk iş olarak dedesi I. Beyazıt’ın yaptırdığı Anadolu Hisarı onarılır.

Anadolu-Hisarı_1.jpg

Daha sonra tam karşısına Rumeli, Karadeniz ve Akdeniz’den Bizans’a gelecek yardımları önlemek ve deniz bağlantısını kesmek için Rumeli Hisarı’nın yapılmasına karar verilir. Söylenenlere göre Fatih Bizans İmparatorundan av köşkü yapacak büyüklükte alan ister. İmparator durumdan rahatsız olsa da verir. 1452 Nisan ayında başlayan çalışmalar Ağustos ayında tamamlanır.

Rumeli-Hisari_1.jpg

Denizde üstünlüğü sağlamak için yeni kadırgalar yaptırır. Diğer taraftan Bizans zindanlarında bulunan Macar Urban Ustayı kaçırtarak Musluhiddin, Saruca Sekban ile birlikte surları yıkacak güçte Şahi adıyla anılan döneminin en büyük toplarının döküm işini verir. Bu topun uzunluğu 8m, çevresi 2,5m ve her bir güllesi 550kg ağırlığındadır.

Yürüyen kuleler ve havan topları da yaptırılır. Cenevizliler ile anlaşma yapılarak Galata’yı elinde bulunduran Cenevizlilerin savaş esnasında tarafsız kalmaları sağlanır. Buna Cenevizliler’in  tamamıyla uyduğunu söylemek zor.

Dışardan gelecek yardımları engellemek için Mora’ya donanma gönderir. Eflak-Sırbistan ve Macarlarla anlaşmaları yeniler.

Genç Sultan’ın niyetini anlayan Bizanslılar’da hemen savunmalarını güçlendirmeye başlar. Bizanslılar; Surlarına, Haliç’i koruyan zincire ve Rum Ateşi adıyla bilinen Grejuva’ya güveniyorlardı. Bu etkin savunma aracı gemilerden püskürtülüyor ve suda sönmüyordu.

HalicZinciri

Haçlı saldırıları sırasında Galata tarafındaki Kastelyon Kulesi ele geçirilmiş ve zincir saf dışı bırakılmıştı. Bizanslılar tekrar aynı şeyi yaşamamak için kuleyi güçlendirip etrafını surlarla çevirdi. Farklı kalınlıklardaki halkalardan oluşan dövme demir zincir Eugenios Kulesi ile Kastelyon Kulesi arasında gerilerek Haliç kapatıldı ve Bizans donanması zincirin arkasında nöbete başladı. Ayrıca donanma takviye edildi, surlar onarıldı ve muhafız sayısı arttırıldı, kuşatma esnasında sıkıntı çekilmemesi için erzak ve mühimmat depoları takviye edildi. Papalık tarafından yardım gemilerinin yola çıkmak üzere hazırlandığı haberi iletildi. Cenevizli komutan Giovanni Giustiniani 700 askerle yardıma geldi ve İmparator Konstantin tarafından başkomutan olarak atandı. Savaştan galip çıkılması durumunda başkomutan Giovanni’ye Limni Adası verilecekti.

1439 yılında kabul edilen Katolik ve Ortodoks Kiliseleri’nin birleşmesi kararı, Latin istilasında yaşananlar nedeniyle Bizans halkı tarafından onaylanmıyordu ve halk arasında “Kontantinapolis’te Latin serpuşu görmektense Türk sarığı görmeyi tercih ederim” düşüncesi yaygındı. Bu mezhep çatışması da Bizans’a yardımların gecikmesine neden oluyordu.

Kuşatma öncesi Bizans Halkına moral aşılamak isteyen bir kafile ellerinde İstanbul’un koruyucusu Meryem Ana’nın ikonası ile İstanbul sokaklarında dolaşırken resmin yere düşmesi ve ardından yağmurun yağması halkta olumsuz etkiye neden olarak İstanbul’un düşeceği inancını doğurdu.

Osmanlı ordusu hücumdan önce kentin etrafını ele geçirdi. 6 Nisan 1453’te de Haliç’ten Marmaraya uzanacak şekilde konuçlandı. Zağanos Paşa, İshak Paşa ve Karaca Paşa önceden belirlenen yerlerini alarak savaş düzenine geçtiler. Osmanlı Donanması Baltaoğlu Süleyman Paşa tarafından komuta ediliyordu. Fatih Sultan Mehmet de emrindeki yeniçerilerle Edirne Kapı ile Topkapı arasındaki bölgeye otağını kurdurdu. Bizans’ın en zayıf surları bu bölgede bulunmaktaydı. Toplar da bu bölgelere yerleştirildi. Osmanlıların sahip olduğu en büyük top St. Romanos Kapı önüne yerleştirildi. Topkapı ismi de buradan gelmektedir.

Bizans tarafında ise İmparator Konstantin ve askerleri zayıf olan Adrianapolis Kapısını ( Edirne Kapı ) savunurken, Giustiniani ve mahiyeti St. Romanos Kapısını ( Topkapı) savunuyordu. Topkapı ile Edirne Kapı arası Bizans-Ceneviz askerlerince, Topkapı ile Silivri Kapı arası ise Bizans-Venedik askerlerince savunuluyordu. Bu esnada Osmanlı tahtında Sultanlık iddia ederek Bizanslılara sığınan Süleyman Çelebinin oğlu Şehzade Orhan, Osmanlı hücumlarına karşı Bizans saflarında yer alarak Bizans’ın kıyı mahallelerini savunuyordu.

KUŞATMA BAŞLAR

Topları yerleştirme işlemi tamamlanınca II.Mehmet Veziri’ini İmparator Konstantine göndererek şehrin teslim edilmesini ister. Konstantin ise şehri teslim etmeyeceğini ancak isterlerse vergi vereceğini bildirir. Bunun üzerine top atışları başlar. Bizans’ta top atışlarıyla karşılık verir. Karşılıklı kayıplarla bu ateş 18 Nisan’a kadar devam eder. 18 Nisan’da gece taaruz yapıldıysa da artık Rum Ateşi’ni karada da ustalıkla kullanan Rumlar Osmanlının yürüyen savaş kulelerini yakar ve bu çıkarmadan bir sonuç alınamaz. Denizden saldırıya geçen Osmanlı Donanması, Bizans ve müttefiklerinin savunması nedeniyle zinciri kıramaz ve geri çekilir. Bu iki geri çekilme Bizans’ta moralleri yükseltir.

20 Nisanda 3’ü Papalığa biri de Bizans’a ait 4 yardım gemisi Yenikapı açıklarına ulaşır. Kalyonlardan oluşan Osmanlı Donanması sayı olarak üstün olmasına rağmen, büyük ve yüksek olan bu kadırgaların ilerleyişini durduramaz. Kayıpları gören Baltaoğlu Süleyman geri çekilme emri verir. Gelişmeleri olaya hakim bir tepeden izleyen II Mehmet bu duruma çok kızar. Ama sonucu değiştiremez ve yoğun savunmaya rağmen yardım gemileri akşam Haliç’teki zincirin açılmasıyla Bizans’a ulaşır. Fatih, donanma komutanı Baltaoğlu Süleyman Bey’in idamını ister ancak araya giren devlet adamlarının ricası sonucu sadece görevinden azleder.

deniz savasi

Üst üste gelen yenilgilerden sonra en başından beri bu sefere karşı olan Çandarlı Halil Paşa kuşatmanın kaldırılarak Bizans’ın vergiye bağlanmasını teklif eder fakat Zağonos Paşa, Molla Gürani ve Hocası Akşemseddin bu karara itiraz ederler.

YÜRÜYEN GEMİLER

Tüm bu belirsizlik içinde Fatih Beşiktaş açıklarındaki donanmayı Galata önüne kaydırır. Gemileri karadan Haliç’e indirmeye karar verir. Bunun için Cenevizlilerden yağ temin edilir. Güzergah üzerindeki ağaçlar kesilerek zeytinyağı ve çeşitli hayvan yağları ile kayganlaştırılan kızaklar, üzerinde gemilerin yürütülmesine uygun hale getirilir. Rüzgarın gücünden de yararlanmak için yelkenlerde açılır.

Bu arada Osmanlı birlikleri dikkat dağıtmak için Galata tarafından Haliç’teki Bizans gemilerini topa tutuyordu. 21 Nisan gecesi yürütülen gemiler 22 Nisan’da artık Haliç’tedir. Haliç’e indirilen Gemilerin kaç parçadan oluştuğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamasına rağmen yaklaşık 70 adet gemi olduğu düşünülüyor. Güzergaha gelince, pek çok güzergah konuşulmasına rağmen büyük ihtimalle Tophane Limanından yukarıya doğru Kumbaracı yokuşunu takip ederek, Asmalı mescitten Tepebaşı yolu ile Kasımpaşa’ya indirilmiştir. Diğer bir görüşe göre de güzergah dikkate alındığında gemiler kızaklar üzerinde çekilmemiş, tekerleklerle yürütülmüştür. Gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi fethi efsaneleştiren bir olay olsa da aslında sonucu kolaylaştıran bir olay olmamıştır.

22 Nisan’da Haliç’te Osmanlı donanmasını görmek Bizans üzerinde korku oluşturur. Bizanslılar Osmanlı donanmasını Haliç’ten çıkarmak için ne kadar uğraşsalarda başarılı olamazlar. İlerleyen dönemde Osmanlı surlarla Beyoğlu arasında irtibat kurmak için Hasköy’den karşı sahile iplerle bağlanan şarap fıçıları üzerine kirişler ve tahtalar koyarak bir köprü oluşturur.

Haliç’teki donanmayla birlikte savunmasını güçlendiren II Mehmet Haliç tarafındaki surları top ateşine tutmaya başlar. Fakat mesafenin uzunluğundan dolayı surlar bir türlü yıkılamıyordu. Bizans tarafı da savunmayı güçlendirmek amacıyla askerlerin bir kısmını Haliç tarafına kaydırmıştı.

28 Nisan’da Fatih İmparator’a Cenevizliler aracılığıyla ikinci kez teslim ol çağrısı yapar. Bu teklif de reddedilir.

Devam eden günlerde karşılıklı top ve ok atışları, lağım kazmalar, yürüyen kulelere rağmen karşılıklı kayda değer bir başarı sağlanamaz. Bizanslılar surlarda toplar tarafından açılan gedikleri hızla kapatıyor Osmanlı askerinin bu yarıklardan sızmasına engel oluyorlardı. Kuşatmanın uzaması Osmanlı askerlerinde huzursuzluğa ve endişeye neden olurken, Bizans tarafında ise Osmanlı Donanmasının Haliç’e girmesi, yer altı savaşları, yürüyen kuleler, şehirde başlayan kıtlık umutların azalmasına neden oluyordu.

savastan sahneler

25 Mayıs günü II. Mehmet İsfendiyaroğlu Kasım Bey’i İmparator’a göndererek son kez teslim olma çağrısında bulunur. Bu teklife göre teslim olmaları halinde İmparator ve Ailesi hazinesiyle birlikte istedikleri yere güvenle gidebilecek, halkın malına ve canına bir zarar gelmeyecekti. Aksi takdirde İmparator ve diğer soyluların öldürüleceği, halkın esir edileceği ve orduya üç günlük yağma için izin verileceğini bildirir. Fakat Konstantin tekrar isterlerse vergi verebileceğini fakat teslim olmayacaklarını bildirir.

Bu görüşmeden bir gün sonra ordugaha gelen Macaristan elçisi büyük bir Haçlı donanmasının Bizans’a yardım amacıyla yola çıktığını, kuşatmanın kaldırılmaması halinde Macarlılar’ın Bizans ile ittifak yapacağını bildirir.

27 Mayısta savaş meclisini toplayan II. Mehmet, Çandarlı Halil Paşa’nın endişelerine rağmen kuşatmanın sürmesine ve 29 Mayısta son hücumun yapılmasına karar verir. Şehrin alınması konusundaki kararlılığını göstermek için de “Ya ben Konstantiniyye’yi alırım ya da Konstantiniyye beni!” der. Karar orduya duyurulur, fetih halinde orduya üç gün yağma izni verileceği, surlara ilk çıkan askerin ödüllendirileceği fakat savaştan kaçanların idam edileceği bildirilir.

BÜYÜK GÜN

28 Mayısta St. Romanos (Topkapı) büyük güllelerle açılan deliğe girmeye çalışan Osmanlı ordusu Bizans savunmasınca püskürtülür. Bizans tarafında gece ise Ayasofya’da büyük katılımlı bir ayin düzenlenir.

Büyük taaruz günü sabahında Osmanlı ordusu namazını kıldıktan sonra mehter takımının eşliğinde saldırıya başlar.

II.Mehmet orduyu üç gruba ayırır;

  • İlk grup yaşlılardan ve Hristiyanlardan,
  • ikinci grup Müslüman köylüler ve gönüllülerden,
  • üçüncü grup ise yeniçerilerden oluşuyordu.

Savaş meydanına sürülen birinci grup iki saatlik bir çarpışmadan sonra artık direnememeye, hayatta olanlar da geri kaçmaya başlar. Daha öncede belirtildiği gibi kaçanlar kılıçtan geçirilerek geri dönmeye zorlanır.

Ardından ikinci grup meydana çıkar. Saldırı Şahi topu atışlarıyla büyük zarar görmüş olan St.Romanos Kapısı önünde yoğunlaşıtırılır. Fakat Osmanlı taaruzu Rum ateşi, kızgın yağ, ok ve taş saldırılarıyla püskürtülür. İki buçuk saatlik bir savaşın ardından yorgun düşen askerler geri kaçmaya başlar. Onlar da daha öncekiler gibi kılıçtan geçirilerek savaş meydanına dönmeye zorlanır. Bu arada Bizans savunması da iyice yorgun düşmüştür.

II. Mehmet tecrübeli ve dinç yeniçerileri yorgun Bizans savunmasının üzerine gönderir. Bu arada kimilerine göre efsane olan bir olay savaşın kaderini değiştirir. Edirne Kapı ile Eğri Kapı arasında bulunan ve yayalar için kullanılan küçük kapılardan biri Kerkopota (Cambazhane) yanlışlıkla açık unutulur. Bunu farkeden Osmanlı askerleri diğerlerine de haber vererek içeri girerler. O esnada büyük top da surlarda yeniçerilerin geçebileceği büyüklükte delik açar. İçeri giren yeniçeriler Bizans kuvvetlerince püskürtülürken tekrar ateşlenen top daha fazla sayıda askerin içeri girmesini sağlar.

fetihten sahneler

Tüm bunlar olurken Başkomutan Giustiniani’nin yaralanarak yerinden ayrılması Bizans savunmasının çözülmesine neden olur. Askerlerin yerlerini terkedip, kaçmak üzere limana doğru geri çekilmesiyle Osmanlı ordusu şehir içine doğru ilerler. Öğlen saatlerinde ise şehir artık düşmüş, yağma başlamıştır.

bayragin burclara dikilmesi

Fatih Sultan Mehmet, hocası Akşemseddin, Vezirleri ve komutanlarıyla St.Romanos Kapısı’ndan (Topkapı) şehre girer.

Edirne-Kapi_1.jpg

Ayasofya’nın önüne gelen II. Mehmed, secdeye kapanarak toprağı öper ve kiliseye sığınan kalabalığın köle yapılmakla yetinileceğini söyleyerek dışarı çıkmalarını ister; canlarına dokunulmaz. Ayasofya’dan sonra Büyük Saraya giden Fatih Sultan Mehmet sarayın bakımsız halini görünce şaşkınlığını İranlı şair Firdevsi’ nin Şahnamesinden bir bölüm olan “imparatorun sarayında örümcek perdedârlık ediyor, Efrasiyab’ın kulelerinde baykuş nevbet vuruyor” yani ”imparatorun sarayında örümcek odacılık yapıyor, Alp Er Tunga’nın kulelerinde baykuşlar nöbet tutuyor” dizeleriyle dile getirir.

Fatih Sehre Giriyor

Konstantin’e ne olduğu ile ilgili kesin bir bilgi yoktur. Kimilerine göre sokak savaşlarında aldığı kılıç darbeleriyle ölmüştür, kimilerine göre kaçarken öldürülüp kafası kesilmiştir. İmparatorun başsız cesedi sadece imparatorların giydiği altın kartallı kızıl çizmelerinden teşhis edilir. Kesik başı ise Rum esirlere teşhis ettirildikten sonra yazılanlara göre önce Augustation meydanında bir süre sergilenir daha sonra tahnit edilerek Anadolu’ya gönderilir ve bir sürede orada sergilenir. İmparator’un cesedinin Vefa Meydanında gizlice gömüldüğü de diğer rivayetler arasındadır.

Bizans saflarında yer alan Şehzade Orhan, Osmanlının şehri aldığını anlayınca surlardan atlayarak intihar eder. Kesik başı Fatih’e teslim edilir.

Henüz 21 yaşındayken İstanbul’u fetheden II. Mehmet Fatih ünvanını alır. Ayrıca kendini Kaiser-i Rum (Roma İmparatoru) ve eski Yunancada Roma İmparatoru anlamına gelen Basileus ilan eder. Ancak fetih ile beraber Bizans (Doğu Roma) İmparatorluğu yıkılmıştır.

Fatih-Sultan-Mehmet

Fetihle birlikte kent, eski Yunan dilinde kentte, kentin içinde anlamına gelen İstinpolin ya da Stinpoli’den türetildiği düşünülen Istanbol olarak anılırken ilerleyen dönemlerde İstanbul olarak anılmaya başlanır.

Follow: