Edirne

Roma devrinin Hadrianapolis’inden Osmanlı İmparator’luğuna her daim gözbebeği olan Edirne 92 yıl boyunca Osmanlı’ya başkentlik etmiş önemli şehirlerimizden biri. Osmanlı’nın şehre verdiği önemin bir göstergesi olarak şehir birbirinden eşsiz camiler ve köprülerle bezeli.

Edirne-Tunca Nehri

Edirne denilince ilk akla gelen de şüphesiz büyük usta Mimar Sinan’ın ustalık eseri olarak tanımladığı eşsiz Selimiye Camii. Koca Sinan, Selimiye için “Kalfalığımı İstanbul’daki Şehzade Camisi’nde yaptım. Ustalığımı da Süleymaniye Camisi’nde tamamladım. Fakat bütün gücümü bu Sultan Selim Han Camisi’ne sarfedip uzmanlığımı gösterdim ve anlattım. Öyle büyük bir Cami yaptım ki Edirne içinde bütün halkın beğenisine layıktır.” der. Mimar Sinan 80 yaşındayken başladığı Selimiye’yi 85 yaşındayken tamamlar.

II. Selim’in (Babası Kanuni Sultan Süleyman Annesi Hürrem Sultan) emri ile inşaatına 1568 yılında başlanmış, 1574 günü açılması kararlaştırılmış ve nihayetinde 1575 yılında ibadete açılmıştır. Ne yazık ki II. Selim vefat ettiğinden dolayı açılışını göremez. Cami; iki medresesi, hamam, türbe, sıbyan mektebi ve diğer eklentileri ile külliyenin bir parçasını oluşturur. Bu yapılar topluluğu bir yandan da dönemin sosyal devlet anlayışının bir göstergesidir.

Sarı Selim’in böylesi muhteşem bir camii için Edirne’yi seçmesinde söylenenlere göre gördüğü bir rüya etkin olmuştur. Buna göre Hz. Muhammet, rüyasında Padişaha Edirne’yi ve şimdiki yeri işaret etmiştir.

Diğer yandan, İkinci Selim’in kente ilgisinin gençlik yıllarında başladığı, Kanuni’nin İran Seferine çıkarken onu tahtını korunması için Edirne’de bıraktığı ve II. Selim’in Edirne’ye özel bir sevgiyle bağlı olduğunu hatırlatarak; Edirne Tercihinin bu durumdan etkilendiğini ileri sürenler de vardır.

Selimiye denince efsaneler bitmiyor; anlatılanlara göre caminin yapıldığı yerde yaşlı ve huysuz bir kadına ait lale bahçesi vardır. Onca uğraşmaya, dil dökmeye rağmen, kadını bir türlü bu yeri satması için ikna edemezler. Günlerden bir gün ikna olan kadın, camii içine bir lale motifi koyulması şartıyla araziyi satmayı kabul eder. Mimar Sinan’da kadının huysuzluğuna atıfta bulunarak müezzin mahfiline ters lale motifi koyar.  Diğer bir efsaneye göre, bu lale motifi her geçen yıl camii zeminine yaklaşmaktadır ve zemine ulaştığında kıyamet kopacaktır.

Selimiye Camii-Ters LaleSelimiye Camii-Müezzin Mahfili

Efsaneler iyi ki var ama gerçeklere dönecek olursak, Camii’nin bulunduğu yerde daha önce Yıldırım Bayezid’in bir sarayı olduğu bilindiğinden kişiye özel bir lale tarlası olması mümkün değildir.

Görenin nefesini kesen muhteşem kubbesi ile Selimiye eşsiz. Mimarlık şaheseri bu kubbenin yerden yüksekliği 43.28 m. çapı 31.22 m. olup ağırlığı 2000 ton ve sekiz sütun (filayağı) üzerine oturtulmuştur. Bu özellikleriyle Selimiye’nin kubbesi Ayasofya’dan daha büyüktür. Kubbenin altına geçip hayranlıkla ona bakmaktan kendini alamıyor insan.

Edirne-Selimiye Cami

Selimiye eşsiz kubbesi kadar taş, mermer, çini, ahşap, sedef süslemeleri de son derece dikkat çekici. Caminin çinileri İznik’in en parlak döneminin üretimi olup; 1572 Tarihli bir fermanla buradan sipariş edilmiş. Hünkar mahfilinde bulunan çinilerin önemli bölümü 1878 Osmanlı – Rus Savaşı Döneminde Ruslar tarafından sökülüp götürülmüş.

Edirne-Selimiye Cami

Caminin üçer şerefeli dört minaresi de kubbesi kadar ilginç özellikler taşımakta. Giriş yönündeki minarelerin şerefelerine tek yolla, diğer iki minareye ise sıradışı tasarımı sayesinde, üç kişi birbirini görmeden ayrı ayrı yollarla üç ayrı şerefeye çıkabilmektedir. Söylenenlere göre Selimiye’den sonraki tek yüksek minare Delhi’deki Kutb-Minar’dır. Ancak bu minare Selimiye minarelerine göre çok kalındır.

Selimiye’ye vakıf olarak yapılan Arasta III.Murat zamanında mimar Davut Ağa’ya yaptırılmıştır. Arasta’da bugün Edirne’ye özgü yiyecekler ve çeşitli hediyelik eşyalar bulmak mümkün.

Selimiye’nin hemen biraz aşağısında yer alan Eski Camii’ de Edirne’nin önemli kültür miraslarından ve anıtsal yapılarından biri.  Kimi kaynakta Ulu Camii ya da Cami-i Atik olarak da geçen Eski Camii yapımının  Fetret Dönemi’ne denk gelmesi bakımından, devletin büyümesinin de bir simgesi aslında.

Edirne-Eski Cami

 Yapımına 1403 yılında Emir Süleyman ile başlanan yapı, Musa Çelebi döneminde devam eder ve 1414 yılında Çelebi Sultan Mehmet döneminde tamamlanır. Mimarı Konyalı Hacı Alaaddin, kalfası Ömer İbn İbrahim’dir. Camii 4 kare ayak ve sivri kemerler üzerine yüklenen 9 kubbe, biri tek diğeri çift şerefeli iki minare ve bedestenden oluşur. Mimar Sinan sonradan caminin duvarlarına yeni bazı pencereler açarak caminin aydınlatılmasını sağlar.

Edirne-Eski Cami

Eski Cami’yi diğerlerinden ayıran pek çok özellik var. Duvarlarındaki eşsiz hat eserleri bunlardan biri. Bu yazılar zamanın ünlü hattatları tarafından zaman içinde duvarlara yazılmış.

Eski Cami Edirne’de duaların kabul edildiği dört yerden biri olarak bilinir. Bunda mihrabın sağında yer alan Kabe Taşı’ nın etkisi büyüktür. Taşın nasıl buraya geldiği noktasında yine efsaneler, söylenceler karşımıza çıkıyor. “İnanışa göre Eski Camii’nin duvarına konan bu taş, aşırı yağışlardan dolayı Kabe duvarlarından düşen taşların bir parçasıdır. Kabe Emir’i düşen bu taşları ne şekilde ve nasıl yerine koyacağını düşünürken uykuya dalar. Rüyasında Hz. Muhammed’i görür. Hz. Muhammed Emir’e Diyar-ı Rum’da bir cami olduğu ve taşı oraya göndermesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine parça, yapımı oldukça yavaş ilerleyen Edirne’deki Eski Cami’ye gönderilir. Parçanın caminin duvarına konulmasıyla Eski Cami kısa sürede tamamlanır.” Bu taşın yanında iki rekat namaz kılanların dualarının kabul olduğu yönünde bir inanç var.

Edirne-Eski Cami

Evliyalardan Hacı Bayram Veli II. Murad  zamanında Edirne’ye davet edilir ve bu Camideki makamında uzun süre sohbetler düzenleyip, nasihatlerde bulunur ve halk kendisinden faydalanır. Ona duyulan saygıdan dolayı onun kullandığı vaaz kürsüsünü sonra gelen imamlar tarafından kullanmaz.

Edirne-Eski Cami

Eski Cami, Bayram namazı ve Cuma hutbelerine kılıçla çıkma geleneğinin günümüzde de devam ettiği ender camilerimizden biri. Edirne Osmanlı tarafından kılıç ile fethedildiğinden ve Padişahların kılıç kuşanma merasimleride bu Camide düzenlendiğinden dolayı gelenek hala devam ettirilmekte. Osmanlı Padişahlarından II. Ahmet ve II. Mustafa’nın kılıç kuşanma törenleri bu camide yapılmıştır. Aktarılanlara göre padişahlar, yeni bir sefere çıkacakları zaman cuma namazını bu camide kılar ve okunan dualardan sonra orduya hareket emrini bu cami’den verirlerdi. Sefer öncesi kılıcıyla minbere çıkan padişahlar, cuma hutbesini elindeki kılıcıyla okurlar ve bu davranışlarıyla da halka yeni bir fethin olacağı mesajını da verirlerdi.

Edirne-Eski Cami

Cami görevlilerinin ve Caminin her türlü giderlerinin karşılanması amacıyla yaptırılan  Bedesten Çarşısı’nda o günlerde yoğun olarak altın ve kıymetli taş ticareti yapılmaktaymış.

Ünlü gezginimiz Evliya Çelebi meşhur Seyahatnamesinde Eski Camiden ve bedestenden bahsederken, mihrap önündeki bahçede zambak, sümbül ve lale gibi çiçeklerin yetiştirildiğinden ve yetiştirilen çiçeklerin saksılar içerisinde cemaatin arasına konulduğundan, kuşların ise Hafız ve Müezzinler ile birlikte şakıdığından bahseder. Bedesten Çarşısının ise; altın ve kıymetli taş ticareti nedeniyle geceleri 60 kadar Yeniçeri askeri tarafından korunduğunu söyler.

Edirne’de Selimiye Camii’nden sonra en çok ziyaret edilen yerlerden biri de II. Bayezid Külliyesinde bulunan Sağlık Müzesi, Darüşşifa. Külliye içeresindeki Darüşşifa 1488 yılından Osmanlı Rus savaşına kadar 400 yıl, aralıksız ve ücretsiz olarak şifa dağıtır. Önceleri her türlü hastalığın bakıldığı şifahane 1850’li den sonra sadece ruh hastalarının tecrit edildiği bir yere dönüşür. Şifahane’nin en önemli özelliklerinden biri tedavide modern tıbbın yanında tamamlayıcı olarak musiki, su sesi ve güzel kokularında kullanılmış olması. 10 kişiden oluşan musiki topluluğu haftada 3 gün konserler düzenleyerek, her hastalığa farklı makamlarda şarkılar çalıp söylermiş. Mükemmel akustik sayesinde şarkılar binanın her yerinden rahatlıkla dinlenirmiş.

Külliyenin medresesi, döneminin en önemli tıp okullarından biri amacı da hastaneye hekim yetiştirmek. Müderris adı verilen hocası ve yardımcısının yanında kütüphane görevlisi ve 18 öğrencisi vardı. Hocaya günde 60, öğrencilere ise günde 2 akçe ödenek verilirmiş. Bu bölümlerdeki uygulamalar günümüzün eğitim ve uygulama hastanelerini andırıyor.

Edirne-Sağlık MüzesiEdirne-Sağlık Müzesi

1916 yılına kadar aktif kullanılan külliye daha sonra kaderine terk edilir. Külliyenin cami hariç diğer bölümlerinin Trakya Üniversitesine devrinden sonra restore edilerek tekrar hayata döndürülür.

2004 yılında Dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biri olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü’nü, 2007 yılında ise Avrupa Kültür Mirası – Mükemmellik Kulübü En yi Sunum Ödülünü kazanarak haklı başarısını ispatlar.

Edirne metre kare başına en çok tarihi eser düşen yerlerden biri. O nedenle bu sayılanlar dışında Üç Şerefeli Cami, Ali Paşa Kapalı Çarşısı, Edirne Arkeoloji Müzesi ile Türk İslam Eserleri Müzesi’de buranın tarihini doğru olarak anlayabilmek açısından ziyaret edilebilecek diğer adresler.

Kültür sanat varlıklarının yanısıra, insanları her yıl Edirne’ye çeken bir başka önemli etkinlik de kökeni binlerce yıl öncesine dayanan, yüzyıllardır aralıksız olarak Edirne’de  düzenlenen tarihi Kırkpınar Güreşleri.

Bu kadar gezip dolaşmanın sonucunda acıkmamak imkansız. Açlığı gidermek için oldukça keyifli alternatifler  var. Meşhur Edirne tava ciğeri ve yanında ikram edilen kızarmış kuru biber yanında, köfte-piyaz da oldukça lezzetli. Ayrıca badem ezmesi, Kavala kurabiyesi, Deva-i Misk şekeri, beyaz peynir, bir çeşit şerbet olan hardaliye, peynir tatlısı buraya has lezzetlerin sadece bir bölümü.

Meriç Nehri kenarında köpüklü bir Türk kahvesi eşliğinde soluklanırken, Koca Sinan’ın iki yakayı gerdanlık misali birbirine bağlayan köprülerine bakarak, hayallare dalmamak imkansız

Edirne-Meriç Nehri

Follow: