Ayvalık

Ayvalık, daracık sokakları, taş evleri ile Ege’nin şirin bir özeti gibi. Yaz güneşinin muhteşem renkleriyle boyadığı bu sokaklar adeta huzurun kaynağı.

Ayvalık-Cunda

Ayvalık çevresinde keşfedilecek pek çok doğal güzellik bulunuyor. Bunlardan biri de Şeytan Sofrası. Tepedeki kayalıklardan birinin üzerindeki, büyük bir ayak izini andıran demir kafes içerisindeki oyuğun şeytanın ayak izi olduğu ve adının da buradan geldiği rivayet edilmektedir. Konumu dolayısıyla doyumsuz gün batımı manzaralarının izlenebileceği eşsiz yerlerden.

Ayvalık-Şeytan Sofrası

Ayvalığa gelenler uzun plajlarıyla denize girmek için genellikle Sarımsaklı’yı tercih ediyor. Adının nereden geldiği ile ilgili çeşitli rivayetler olmasına rağmen büyük olasılıkla ev, kilise, çeşme gibi yapı duvarlarında kullanılan taşların sarı-kırmızı renge benzemesinden dolayı sarımtrak olarak adlandırıldığı ve günümüze sarımsak olarak geldiği rivayetler arasında.

Denize girilebilecek diğer bir alternatif de Rumlar’ın kokulu Ada (Moshinos), Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye” sinde Yunt Adası olarak geçen Cunda. Cunda zaman da bir yerlerde donmuş kalmış adeta. Hayat burada yavaş fakat bir o kadar da keyifli akıyor.

Ayvalık-Cunda

Daracık sokaklarda dolaşırken bir anda karşınıza Taksiyarhis ( Baş Melekler Cebrail ve Mikail) kilisesi çıkıveriyor. Adanın simgesel yapılarından biri olan ve  yok olmak üzereyken Koç Vakfı’nın destekleriyle restore edileren yapı bugün müze olarak varlığını sürdürmektedir. Kilisenin hemen yakınındaki evde yaşayan Zeha (Başbuğ) Teyze uzun yıllar buranın maddi manevi hiçbir karşılık beklemeksizin gönüllü bekçiliğini, koruyuculuğunu yapmış.

Cunda-Taksiyarhis Kilisesi

Cunda’da  Tımarhane Adasının karşısına  sıralanmış balıkçı lokantalarında Rum mutfağının leziz örneklerini, mezeleri, adaya özgü Papalinayı tatma fırsatı bulabilirsiniz. Yemek sonrası sakızlı dondurma ve yöreye özgü Lor Tatlısı tadılacak keyifli alternatiflerden. Sakızlı Kahve içmek için uğrayacağımız yer tabi ki Taş Kahve.

Tımarhane Adası demişken; bu ada eski zamanların bir nevi terapi merkezi. O zamanlarda içkiyi fazla kaçırıp, toplumsal düzeni bozanların gece boyunca akılları başlarına gelsin diyerek bırakıldığı üzerinde küçük bir manastırın bulunduğu adalardan biri.

Cunda-Tımarhane Adası

 Taş yollardan, ara sokaklardan keşfederek yukarılara çıktığımızda tepede yel değirmeni bizleri karşılıyor. Restore edilerek Sevim ve Necdet H Kent Kitaplığı olarak varlığını sürdüren bu yapı Cunda’yı kuşbakışı izleyip eşsiz manzaranın keyfini çıkarmak için ideal. Küçük bir not: Necdet H. Kent, Muhtar Kent’in babası olup, Marsilya Başkonsolosumuzdur. Muhtar Kent, merhum babasından kalma bin üç yüzü aşkın kitabı bağışlamıştır.

Cunda-Aşıklar Tepesi

Cunda Türkiye’nin ilk boğaz köprüsünün yapıldığı yer. Boğaz köprüsü deyince öyle hemen devasa köprüler hayal etmemek lazım. 1964 yılında yapılan bu köprü ile Ada Ayvalık’a karayolu ile bağlanarak yarımadaya dönüşür.

Adanın ön tarafı ne kadar hareketli ise arka tarafı da bir o kadar sakin ve huzurlu. Patriça Koyu gibi… Güneşin ve denizin çağrısına kulak verip kendimizi tabiata ve huzura teslim etme zamanı.

Ayvalık-Cunda

Şimdilerde huzur, deniz ve güneş ile özdeşleştirdiğimiz Ayvalığın pek hatırlanmayan ya da hatırlanmak istenmeyen oldukça hüzünlü bir geçmişi var. Ayvalık Osmanlı  İmparatorluğu’nda “Özerklik Beratı” alan tek yer. Rahip İkonomos  ve banker Saroz Petraki’un çabaları sonucu 1740 yılında Padişahtan alınan fermanla Ayvalık özerkleşir. Fermana göre Ayvalık’lı Türkler şehri terk eder ve  kasabada özerk bir Rum belediyesi kurulur. Yunanistan’dan gelen Rumlar Ayvalık’a yerleştirilir. Zeytin yağı, şarap, dericilik ve tarım ile kısa sürede gelişip, zenginleşen Ayvalık, Mora isyanının buralara sıçraması ile yara alır. Olayların başlamasında ve bu noktaya gelmesinde büyük payı olan Fener Rum Patriği Gregorius II. Mahmud’un emriyle yargılanır ve suçlu bulunarak Patrikhane’nin ana girişi olan orta kapının önünde asılır. Siyaha boyalı bu kapı o günden beri kapalı durur. İsyan sonrası Rumların bir bölümü kaçar. Dönemin padişahı II. Mahmut tüm taşınmazlara el koyarak bir kısmını Müslüman ailelere satar ya da emaneten verir. 1830 yılında çıkarılan bir fermanla geri dönmelerine izin verilen Rum halka malları iade edilir ve mülkiyet hakkı yeniden tanınır. 1831–1833 yılları arasında da vergiden muaf tutulurlar. 1840 yılında kaza yapılarak Karasi (Balıkesir) sancağına bağlanarak özerklik tamamen ortadan kaldırılır. Fakat olaylar durulmaz. 1915, 1917 isyanları ve nihayetinde 1919 yılında Yunan ordusunun İzmir’e çıkarma yapması. Yunan ordusu Anadolu’ya çıktıktan sonra ilk direnişle Ayvalık’ta karşılaşır. Kurtuluş Savaşının ilk kurşunu Yarbay Ali Çetinkaya tarafından Ayvalık’ta atılmıştır. Üç buçuk yıl (39 ay 16 gün) düşman işgalinde kalan Ayvalık 15 Eylül 1922 yılında tekrar Türk egemenliğine girer. Cunda Adasına Cumhuriyet döneminde Ali Çetinkaya’nın anısına Ali Bey Adası ismi verilmiştir. 13 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması ile Mübadele uygulaması için Türk ve Yunan hükümetleri arasında 30 Ocak 1923 tarihinde protokol imzalanır. Bu protokole göre mübadelenin 1 Mayıs 1923 tarihinde başlayıp yedi ay içerisinde tamamlanması kararlaştırılır ve tarihin ilk ve tek Mübadele uygulaması 1923–1924 yılları arasında tamamlanır. Mübadele sonucunda Ayvalık bölgesine Girit, Rumeli ve Midilli Adası’ndan, Cunda Adasına ise Midilli ve Girit’ten gelen Türkler yerleştirilirken Rum nüfus da Yunanistan’a gönderilir. Ayvalık’a bu dönemde Midilli, Girit ve Rumeli şehirlerinden toplam 14.971 kişi getirilmiştir. O günlerin sessiz tanıkları olan sokaklar, evler yaşananların izlerini bugün de sessizce taşıyorlar.

Girit etkisini bugün de Ayvalık’ta hissetmek mümkün. Mesela eskiler hala Girit şivesiyle konuşuyorlar, mutfak ağırlıklı olarak Girit’ten.

Ayvalık

Ayvalık ve Cunda’yı ayrılmadan önce son kez kuş bakışı görmek, özellikle de günbatımını izlemek için Cennet Tepesi en ideal yer. Cennet Tepesi Ayvalık’ın üst kısmında olup bütün Ayvalık’a, Cunda’ya, Tımarhane adasına ve körfez bölgesine hakim bir konumda.

Ayvalık-Şeytan Sofrası

Follow: